(Bu yazı 14 Haziran 2017 tarihli Sosyalist Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır.)

Her şeyden önce konu itibariyle böyle bir yazı kaleme almanın oldukça zor olduğunu kendi adıma söylemeliyim.

Ama Hakan Aksay’ından, Hayko Bağdat’ına, Akit’inden, Aydınlık’ına, eski solcusundan karşı devrimcisine kadar, yeminli devrim ve TKP düşmanlarının rahat rahat kalem oynatması ve el ovuşturması karşısında zorluğun bir göreve dönüştüğünü samimiyetle belirtmem gerek.

Birkaç gündür yaşanan, önce gündeme isim tartışması sonra sol içi kavga, daha sonra da taşlı sopalı kavga olarak servis edilen konuyu apolitik bir zeminden çekip “politik” bir zemine taşıyan karşı devrimcilere sadece bu yüzden “teşekkür etmek” gerekiyor aslında. Kırk yılın başında işe yaradıkları için!

Politik bir zeminden kastım ise, her ne yaşanırsa yaşasın, TKP ismi geçtiğinde bu cenahın toplasan üç beş cümleyi tekrar etmesidir. Sovyet düşmanlığı, örgütlülük düşmanlığı, kapitalizmin teslim aldığı aklı servis etme, “yaşadıklarım” konulu içi boş romanın sayfalarını yeniden çevirme ve son olarak mutlaka ama mutlaka bırakın bu işleri minvalinde sonu halk düşmanlığına çıkan bir kalem ishali…

Onlar, bir gün “TKP devrime yakınlaştı” diye bir haber çıksa yine aynı şeyleri yazarlar. “TKP bölündü” karşısında da aynı şeyi yazarlar. Onlar bu ülkenin tarihine kazınmış bir mirasın, konu ne olursa olsun, izlerinin silinmeyeceğini hepimizden çok daha iyi bilirler.

Demek ki TKP bazıları için isimden ötedir…

Ve o bazıları ile tek ortak noktamız sadece budur…

İsim konusu ise önemsiz değildir.

Ama ötesinden ayrı düşünüldüğünde apolitik zemin kendini hemen içine çeker.

Ötesinden biraz önce, berisine gelmekte sonsuz fayda var. Ki o kısım bugün TKP’nin mücadeleye, ülkenin emekçi halklarına en büyük katkılardan biridir. Hiçbir sopa, satır darbesi bu izi silip atamaz.

2000’li yılların başında Sosyalist İktidar Partisi’nin (SİP) adını TKP olarak değiştirmesi, yani komünist adına konulan yasağı delmesi, Türkiye solu içindeki birkaç bölmede eleştirilmiş olsa da hemen ardından siyasi alanda yarattığı etki; ülkenin aklı, onuru ve vicdanı olması, eleştirileri haksız çıkarmış, birçok insana iyi ki bir TKP var dedirtmişti.

Yine o zaman karşı devrimcilerin “acaba bu TKP Avrupa Birlikçi, demokrat ve Marksist-Leninist olmayan bir TKP olabilir mi?” hevesleri anında kursaklarında kalmıştı. Halen o lokma boğazlarında takılıdır.

TKP, İskenderun’daki ABD üssüne kadar gidebilmiş, “Yanki Go Home” sloganını adresinde söyleyebilmiş, Irak’a asker gönderilmesi sürecinde “İşgale Karşı Komiteler” kurup Taksim’de ilk buluşmasında polis copunu sırtında bulmuş, NATO terör örgütü İstanbul’da zirve toplarken bu konudaki ilk siyasi çalışmayı başlatan özne olmuş ve ülke liberalizm batağında “Yetmez Ama Evet” sloganına sürüklenirken HAYIR’ı sosyalist ilkelerle ve devrimci dostlarıyla örgütleyebilmiştir.

Siyasette hiçbir olgu kendi tarihselliği dışında ele alınamaz. Dolayısıyla ele alınması gereken esas mesele, TKP’nin 2014’te yaşadığı iç tartışma ile bundan üç gün öncesine kadar bu ülkenin komünistlerinin TKP’ye bakarken gördükleri şeyin aynı olup olmadığıdır. Dikkat edin, “kendi partilerine bakarken” diyorum. TKP, devrimin aracı olarak gördükleri partilerine sahip çıkmasını, çıtayı yükseltmek ve daha başarılı olması için içe doğru da emek vermesini bilen üyelerden oluşur. Bu adlı adınca gerçek bir komünist partide bulunması gereken bir özelliktir.

TKP’nin berisi, geçmişi, eksiği, gediği ne varsa bu onurlu mirasın parçasıdır. TKP’nin yakın dönemi dahi bu mirastan çalmamış, bu mirasa değer katmıştır…

Eğer bir miras sahipleniliyorsa onun üç temel ilkesi olmalıdır. İlki ideolojik olarak parçası olmak, ikincisi siyasi olarak parçası olmak ve sonuncu tüm bunların tutarlı bir pratiğinin olmasıdır. Bugün fiilen kendini bu mirasın parçası görenlerin karşı karşıya geldiği durum bunun üçünün de dışındadır. O halde bu kavganın TKP ile de ilgisi yoktur. TKP kim tartışmasının ya da sorusunun cevabının fiili bir çatışma ve sonucuna göre belirlenmesi mümkün olmadığına göre tartışmayı köklerinden gelerek bu onurlu mirasa bağlamanın da gereği yoktur.

TKP isimden ötesidir dedik. Bunun ötesinde Komünist geleneğe düşen vazife bellidir.

İşçi sınıfının örgütlenmesi, bağımsız sosyalist bir hattın örgütlenmesi, anti-emperyalizmde ve gericilik karşıtlığında ikirciksiz bir tutum ve bunu başaracak sağlam bir parti örgütlenmesi…

TKP’nin kimlik kartında yazan şeyin bugün binlerce emekçinin yüreğinde ve aklında taşıyacağı kimliğe dönüşmesi binalara asılacak tabeladan daha da kıymetlidir…

Bu yanıyla, herkese göre bir TKP olamaz, herkesin TKP’si zaten olamaz ama “Bizim TKP”, bildiğimiz inandığımız, güvendiğimiz bir TKP er ya da geç yeniden siyaset sahnesine dönecektir…

Bu da bizim sözümüz, bizim kavgamızdır.