Önceki gün milliyetçi, antikomünist, antisovyetik gazeteci yazar Peyami Safa’nın ölüm yol dönümüydü. Yazılarıyla, polemikleriyle 1930’lu yılların başından başlayarak antikomünist antisovyetik mücadelenin içinde olan Peyami Safa, doğal olarak 2. Dünya Savaşında Nazi Almanya’sını destekledi. Kendi ağzından dinleyelim: “Ben Peyami Safa, çeyrek asırdan beri komünizm aleyhine yüzlerce makale ve fıkra yazmış, ilmi kitaplarında ve romanlarında Marksizm, Komünizm ve Bolşevizm aleyhine yüzlerce sayfa bulunan Nâzım Hikmet, Zekeriya ve Sabiha Sertel’lere yardakçılarına ve mahutlara yirmi beş seneden beri devamlı tenkit (eleştiri) ve tezyif (değersiz, adi, bayağı, aşağılık göstermeye çalışma, küçültmek isteme) hükümleri yağdıran, Sovyetler ve Sovyet rejimi aleyhine her fırsatta kalemini kullanan Allahçı, Ruhçu, Dinci Peyami Safa.” (Komik İftira, 15.091958 Milliyet)

Peyami Safa’nın en büyük düşmanlık duyduğu, nefret ettiği edebiyatçının Nâzım Hikmet olduğunu söylemeye gerek yok tabii. Peki, Peyami Safa nasıl biridir? Nâzım’a kulak verelim: “Peyami’nin Babıali Caddesine düştüğü andan bugüne kadar geçen fikri hayatını tetkik edersek şunu görürüz: O, boyuna sağ ve sol arasında bocalamıştır. Bir kapıya kapılandığı, cebi para gördüğü müddetçe sağa gitmiştir. Her kapılandığı kapıdan kovuluşunda, her maddi sıkıntıya düşüşünde sollaşmıştır. Fakat sağa gittiği zamanlar, sola karşı provokasyonlar tertip eden üstat, en sollaştığı vakitlerde bile sağı kollayacak kadar kurnazlık göstermiştir.”

Sadece Nâzım’dan yana mıdır derdi Peyami Safa’nın? Sol, sosyalist sayılabilecek kim varsa hastalık derecesinde nefret ve kin doludur kendisi. Bunların arasında Sabahattin Ali, Sait Faik, Yunus Nadi, Doğan Nadi, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Nurullah Ataç gibi daha birçok ismi sayabiliriz.

Ama Peyami Safa’nın nefreti, kin duyması sadece yaşayan yazarlara değil ölmüş bu dünyadan göçmüş ve artık kendisine yanıt veremeyecek olanlara da aynı duyguyla davranması tam bir patolojik vaka olduğuna işaret ediyor.

Bu isimlerden bir ise Sait Faik.

Sait Faik’in ölümünden bir yıl sonra Milliyet gazetesindeki köşe yazısında (13 Mayıs 1955) nefretini açık açık kusuyor Peyami Safa. Rahattır çünkü Demokrat Parti (DP) iktidardır. 14 Mayıs 1950 seçimlerinin sonucunda CHP’nin 27 yıllık iktidarının son bulmuş; 10 yıl sürecek Demokrat Parti dönemi başlamıştır.

Peyami Safa “Sait Faik ve mâhudlar” başlıklı köşe yazısına Sait Faik’i çocukluğundan beri tanıdığını iddia ederek başlıyor. Sait Faik’in edebiyata başlarken denize düşecekmiş gibi ürkek çırpınışlarına, ailesinin onu yurt dışına okumak için gönderişine, solculuğa “kaymasını”, Rum balıkçılarla Ada’daki ahbaplıklarını, Beyoğlu’ndaki bohem yaşamını adım adım takip etmiş.

Sait Faik’i anlatırken kendisini övmeyi de ihmal etmiyor Peyami Safa. Sait Faik’in ilk kitabını Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir makale ile halka takdim ve tavsiye etmiştir… Onu meydana çıkacağı anda her genç yeteneğin geçirdiği korkudan ve tereddüt buhranlarından kurtarmaya çalışan ve cesaretini artıran da kendisiymiş. Herkes bunu bilirmiş.

Fakat Peyami Safa tüm çabalarına karşın bir konuda onu etkileyememiştir. O konu ise Sait Faik’in solcu olmasıdır; ideolojik siyasal tercihte bulunmasını engelleyememiştir. Sait Faik’in “solculuğun dibine kadar yuvarlanmaktan kurtarmak” için yaptığı gayretleri, evinde, Beyoğlu lokallerinde, hatta sokaklarda gece yarılarına kadar, saatlerce süren telkin ve öğütlerinin hiçbiri fayda vermemiştir. Peyami Safa’nın bir türlü solculuktan vaz geçiremediği Sait Faik için “Bedbaht arkadaş yuvarlandığı yerde kaldı ve öldü” diyor. Nasıl bir saygısızlık, nasıl bir sevgisizlik, nasıl bir nefrettir nasıl bir kabalıktır Peyami Safa’nınki… İnsan şaşırıyor.

Okumaya devam edelim. Bu kez Sait Faik’in itibarını düşürmeye, onu aşağılamaya başlıyor. Sait Faik zengin sayılırmış… “Hâlis burjuva” imiş… Nâzım Hikmet taklidi hırpani giyinişi, savruk ve laubali tavırları, dili ve edasıyla halktan görünmeye çalışırmış. Bir Türk biçimini bulamayan yazılarında da bu hırpanilik göze çarparmış. Sait Faik gerçek hüviyeti ile bu sahte görünüşü arsında yırtılmış, kendi kendisiyle boğuşmuş öldürücü bir boheme düşmüş ve o yüzden ölmüş…

Yazısında Sait Faik’in “Papaz Efendi” adlı öyküsündeki bir paragrafı cımbızlayarak Cingöz Recai’lik yapıyor Peyami Safa. Öyküden cımbızladığı paragraf şöyle: “Ben toprağa ilahi okuyorum. Beni dinle, dedi. Balıkçıyı da dinle. O da denizlerin dibine şarkı okuyor. O hakikati bilmeden bularak yaşamış mübarek adam! Ben, akıllı günahkâr. Ben dünyada balıkçıları, toprakla uğraşan rençperleri severim. Yalnız onları… O kadar…” Marx’ın “Din halkın afyonudur” sözüyle Sait Faik’i Marx’a bağlıyor.

Peyami Safa’nın “Sait Faik’in birçok solcu hikâyeleri” arasında hatırladığı olay ise Budapeşte radyosunda Nâzım Hikmetin yaptığı bir konuşma. Nâzım Hikmet 1955 yılında Budapeşte’yi ziyaret ettiği sırada kendisi ile Budapeş­ te Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin iki spikeri arasında yapılan bir dizisi gerçekleşiyor. Ondan sonra da bu konuşmalar Türkçe Yayınlar Servisi’nin her haftaki edebiyat programlarında yayımlanıyor.

Peyami Safa da radyoyu dinlerken Nâzım’ın Sait Faik’ten bahsettiğini duyuyor. Güya Nâzım Hikmet Budapeş­te Radyosu aracılığıyla “kendi davasına hizmet eden şair ve muharrirlerin” reklamını yapmaktadır. Nâzım Sait Faik üzerine söyledikleri ise şunlardır. “Ben Sait Faik’i çok severim. Allah rahmet eylesin, çok da genç öldü. Benim kanaatimce en güzel hikâyecilerimizden biri. Onun bir hikâyesi vardır, ‘Papaz Efendi’ diye. Hikâye şöyle başlar: Bir Rum papazını görür Ada’da ve o Rum papazıyla konuşması vardır. Rum papazı sonunda altmış yaşında bir adam olduğu halde toprakla uğraştığı için, hayata, toprağa inandığı için, genç kalmış bir adamdır. Sonra bir karaciğer krizinden ölür. Mesele o değil. Şurada bir parça var. Yani en güzel parçalarından biri zannediyorum bizim Türk nesrinin.”

Bu kadar… Ne Sait Faik kelimenin tam anlamıyla solcudur, ne de hikâyeleri bildik bir biçimde sol ya da toplumcu gerçekçidir.

Peyami Safa yazısını şöyle bitirirken Sait Faik’in “henüz bir tek büyük ve ciddi emek mahsulü ana eser veremeyen bu hikâyeci” “layık olduğundan çok fazla şişildiğini” Sait Faik’in okur tarafından tanınmasını okunur olmasını Budapeşte radyosundaki propagandaya bağlıyor.
Yazının girişinde Peyami Safa’nın önceki gün ölüm yıl dönümü olduğunu belirtmiştik. Ne hitap ettiği çevrelerce anıldığını, adına yarışmalar, ödüller düzenlendiğini, ya da romanlarının yabancı dillere çevrildiğini görmedik.

Oysa nefret ettiği Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı adlı kitabının baskısı bir milyonu geçti ve yabancı dillere çevrildi; Sait Faik’in de öyle ülkenin en çok okunan en önemli en değerli öykücüsü… Yine nefret ettiği Nurullah Ataç en çok konuşulan, eleştirileri hâlâ dikkate alınan, referans gösterilen en önemli eleştirmeni olarak yapıtlarıyla yaşıyor.

Peyami Safa’ya öfke duymak, nefret ermek gibi bir duyguya sahip değiliz. Nâzım’ın dediği gibi: “Peyami’ye karşı içimde, bir klinik hastasına karşı duyulan o acayip merhametten gayri bir şey yoktur.”