Hukuk Defterleri Sayı 9
Pusula

Elveda Lenin...

Cengiz Kılçer

Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” isimli çalışması günümüzde kimi sol sosyalist çevreler, partiler tarafından unutulmuş bir çalışma olarak görünüyor. Ama Lenin’in bu “broşür” için yazdığı önsözde dediği gibi, emperyalizmin ekonomik bağlamda köklerinin kavranmasına yardım etmekle beraber bu incelenmedikçe, modern savaşı ve modern siyaseti anlamak ve değerlendirmek olanaksızdır. Emperyalizmin Ortadoğu ve dünyanın diğer bölgelerindeki saldırganlığının gerçek sınıfsal niteliğinin kanıtları nelerdir? Daha doğrusu, gerçek sınıf niteliğinin kanıtları, kuşkusuz savaşın diplomatik tarihinde değil, tüm savaşan ülkelerdeki yönetici sınıfların nesnel durumunun tahlilinde bulunacaktır.

“Emperyalizm, her yere, özgürlük değil, egemenlik eğilimi götüren mali sermayenin ve tekellerin çağıdır. Bu eğilimin sonucu ise şöyle olmaktadır: Siyasal rejim ne olursa olsun, her planda gericilik ve bu alanda mevcut uzlaşmaz karşıtlıkların aşırı derecede yoğunlaşması; aynı biçimde ulusal baskı ve ilhak eğilimleri de, yani ulusal bağımsızlığın bozulması da özellikle yoğunlaşmaktadır. (çünkü ilhak, ulusların kendi kendini yönetme hakkının çiğnenmesinden başka bir şey değildir.)” (Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması s. 146)

Biz komünistler Leninizm’i, Marx ve Engels tarafından ortaya konan, toplumun bilimsel kavranışının geliştirilmesi olarak kabul ederiz. Leninizm’in, Marksizm’in Rusya’ya mahsus koşullara uygulanması olduğunu söylenegelir. Ama bu söylemin kendisi koskoca bir resmin sadece belli bir yerine odaklanmak demektir ki bütünü gözden saklı tutar. Leninizm, kendi iç çelişkileriyle, kapitalizmin çöküşüyle bir devrimin gerçekleşmeyeceğini ve bunun yerine bir ‘öncü parti’ (komünist parti) tarafından getirilmesi gerektiğini ısrarla vurgulayan Lenin’in stratejisini tanımlamak için kullanılır. Leninizm, genel olarak proleter devrimin teorisi ve taktiğidir. Leninizm, sermaye düzeninin çelişkilerinin en uç noktaya kadar keskinleşmiş, proleter devrimin pratiğin acil bir sorunu haline gelmiş olduğu, işçi sınıfının devrime hazırlanma, eski döneminin yeni döneme, sermaye düzenine dolaysız saldırı dönemine çoktan gelip dayandığı ve geçtiği emperyalizm koşulları altında gelişmiş ve biçimlenmiştir.Lenin, emperyalizmi “can çekişen kapitalizm” diye niteler. Neden? Çünkü emperyalizm, kapitalizmin çelişkilerini, devrimin başladığı en yüksek dereceye, en uç sınıra vardırır. Karl Marks’ın kaleme aldığı “Feuerbach Üzerine Tezler”in 11. tezini hatırlayalım: “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir”. Yani felsefenin amacı dünyayı yorumlamak değil değiştirmektir, bunu “sınıf mücadelesi tarihin itici gücüdür” olarak yorumlamak mümkündür. Leninizm, bu 11. tezin Rusya özgünlüğünde teorik ve pratik uygulanmasıdır demek abartı olmayacaktır.

Lenin, Avrupa’nın çevre ile olan ilgisinin yoğunlaşmasıyla birlikte emperyalizm teorisini geliştirir; bu yoğunlaşma 19. yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır. Sermaye, birkaç büyük finansal oligarşi ile bütünleşmiştir ve liderliğindeki büyük tekelci şirketlere yoğunlaşmaktadır. Lenin, bu iki gelişmenin içsel olarak bağlantılı olduğunu teorileştirmiştir. Sermayenin yoğunlaşması eşitsizliği yaratır. Temelde eşitsizlik, toplam talep seviyelerini kısıtlamıştır. Yetersiz talep, sürekli gerçekleşen krizlere yol açar. Emperyalizm, Marx ve Engels tarafından henüz “görülemeyen yeni bir gelişmeydi”. Marx’ın içinde yaşadığı tarihsel dönem, sermayenin uluslararasılaşmasının bu en erken evresinde pek olağan karşılanmalıdır. Lenin, kapitalizmin daha üst bir evreye, aşamaya dönüştüğünü görmüştür. Bunu anlama anahtarı, özgür rekabetten tekele geçişin ekonomik analizidir: “Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır.” Tekelci kapitalizm ya da emperyalizm, kapitalizmin, belirleyici özelliği serbest rekabetin yerini tekellerin egemenliğinin alması olan en yüksek ve son aşamasından başkaca bir şey değildir.

Lenin’in Zürich’te 1916 ilkbaharında yazdığı “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitabının sosyalist literatürde etkisi büyüktür, hâlâ güncelliğini korumaktadır ve biz komünistler için bir kılavuz niteliğindedir. O günden beri dünyada bir dolu alt üst oluşlar, kopuşlar, sıçramalar yaşandığını kim inkâr edebilir? Aradan geçen bu kadar yılın ardından “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması”ndaki başlıca çözümlemelerin hâlâ gündemde ve muteber olduğunu yakıcı olarak görüyor ve yaşıyoruz. Stalin, 26 Ocak 1924’te şöyle diyordu: “Lenin’in büyüklüğü, her şeyden önce, Sovyetler Cumhuriyeti’ni yaratarak, tüm dünyanın ezilen yığınlarına, kurtuluş umudunun kaybolmadığını, büyük toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin egemenliğinin sonsuz olmadığını, emek düzeninin, emekçilerin kendi çabalarıyla kurulabileceğini ve bu yönetimi gökte değil, yeryüzünde kurmak gerektiğini fiilen göstermiş olmasındadır.”

Yukarı