Ali Ateş

Erdoğan ve yandaş kalemler bir tekerleme tutturmuş gidiyorlar. “Gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz; hepsi aynı senaryo.” Erdoğan, söz konusu Gezi olunca, tekerleme konusunda bildik bir isim. Haziran 2013 yılında milyonlarca insan AKP iktidarına ve Erdoğan’ın politik söylem ve uygulamalarına karşı ayağa kalkınca “tencere tava, hepsi aynı hava” sözleri ile yine halkı aşağılama konusunda fırsatı kaçırmamıştı.

İşin ironik tarafı ise şu: Millet iradesi kavramını en çok kullanan ve sürekli millet iradesine saygıdan bahseden AKP ve Erdoğan olmasına rağmen, Erdoğan’ın insanları ve halkı aşağılayıcı tabirler kullanması neredeyse bir alışkanlık. Erdoğan’ın sözleri, tıpkı “tencere tava, hep aynı hava” sözündeki gibi aşağılama ve hakaret içeren tabirler.

Gezi’deki milyonlarca insanı halk yerine koymayan, onları halktan görmeyen ve üstüne üstlük aşağılayan bir zihniyet var karşımızda. Ve özellikle gerici ve Amerikancı olan 15 Temmuz FETÖ darbesinden sonra ağızlara pelesenk olmuşçasına sürekli dillendirilen bir tekerleme almış başını gidiyor. Milyonlarca insanın ayağa kalktığı Gezi, dört bakanın istifa etmek durumunda kaldığı 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu ve 15 Temmuz darbesi ile birleştirilip aynı torbaya konulunca Gezi’nin defterinin dürüldüğü düşünülüyor.

FETÖ ile Gezi kirlenir mi?

Yandaşlara göre Gezi’nin arkasında FETÖ vardı. Daha önce ise üst akıl tabirini kullanıyorlardı. Sanırız ABD Başkanı Trump ile yapılan görüşme sonrası ortaya çıkan ricat ile Avrupa Birliği’ne boyun eğilmesinden sonra “üst akıl” kavramını geriye çekip, Gezi’nin arkasında FETÖ propagandası yaparak tarihsel değerine ve meşruluğuna gölge düşürmeye çalışıyorlar. Sanırsınız, FETÖ, bütün ilerici, komünist, cumhuriyetçi, laik toplumsal kesimleri harekete geçirmiş!

Kimse inanmıyor tabi. Ancak düşmanlık ve kutuplaştırma üzerine kurduğu siyaset üzerinden kendi kitlesini konsolide etme ve kendisine karşı bir “halk ya da millet” gerçeğinin üzerini örtme derdinde.

Erdoğan, Ensar Vakfı’nın bir buluşmasında, Gezi gençlerini aşağılarken 15 Temmuz’da sokağa çıkan gençleri göklere çıkarıyor, bir kez daha halk içinde bölücü bir söylem tutturuyor. Bu söylenenlerin kaba bir politik dışavurumculuktan öte bir anlamı olmuyor.

Halbuki, Gezi’de sokağa çıkan gençlerin karşısında polis panzeri, kurşunu, copu, gaz bombası yokmuş gibi konuşuyor. Sokakta linç edilerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz, gaz bombasıyla vurularak katledilen Berkin Elvan, Abdocan gerçeği hiç yaşanmamış gibi.

15 Temmuz darbesinde halkın üzerine kurşun yağdıran, bomba atan darbecilere karşı direnenler meşru, Gezi’de benzer bir devlet baskısı karşısında direnenler ise gayri-meşru! Mantık budur ve bu mantığın hiçbir tutar yanı bulunmamaktadır.

Yandaşların tekerlemeleri boşuna

Ancak Erdoğan yine hatırlamak istememektedir. 15 Temmuz günü Boğaziçi Köprüsü’nde neden bulunduğunu bilmeyen, verilen emirler nedeniyle orada olmak zorunda olan sıradan askerlerin, bizzat övündüğü “15 Temmuz direnişçileri” tarafından linç edildiğini nereye koyacağız? 15 Temmuz darbe girişiminde FETÖ’cülerin katliamı kadar bu katliamın da mutlaka bir hesabı olmayacak mı?

Buradan Erdoğan’a ve yandaşlara sormak lazım; Gezi’de sokağa çıkan milyonlarca insanın verdiği direnişin muazzam ahlakını nereye koymaktasınız? Beyoğlu’nda herhangi bir hırsızlığın ve gaspın bile yaşanmadığı bir 15 günlük direnişin meşruiyeti ve haklılığı karşısında, bu aşağılayıcı sözlerin milyonlarca insanın gözünde hiçbir değeri bulunmuyor.

Bu tekerleme boşuna. 17-25 Aralık adıyla tarihe geçen yolsuzluk operasyonunun FETÖ’cü polisler tarafından yapılan bir operasyon olması ile bunun bir FETÖ’cü “iftira” olması arasında fark bulunuyor. Eğer FETÖ’cü iftira olsaydı 4 bakan neden görevden alındı? Bunun yanıtı verilmeli. Demek ki, yolsuzluk gündemi ile Gezi’deki halk ayaklanması arasında büyük bir fark bulunuyor.

Benzer bir biçimde 15 Temmuz darbesi ile Gezi’nin hiçbir ilgisi yok. İlgi, olsa olsa darbeye direnen halk ile Gezi’de sokağa çıkan halk arasında bir benzerlik olabilirdi ancak. 15 Temmuz darbe girişimi, Amerikancı ve gerici bir tarikatın darbe girişimiydi. Gezi ise gericiliğe, Amerikancılığa karşı laiklik diyen toplumsal kesimlerin başkaldırısıdır. Bunlar arasında da büyük bir fark bulunuyor.

Mazlum edebiyatı AKP-FETÖ bağını gizleyemez

“AKP-FETÖ koalisyonu bir iktidara” karşı ayaklanan bir halk ile Erdoğan’ı devirmek isteyen ortağın darbesi arasında hem tarihsel hem politik hem de örgütsel bir bağlantı kurulması mümkün değildir. Erdoğan ve yandaş kalemler, yine mazlum edebiyatına sarılarak, kendilerini aklamaya, bir kez daha mazlum rolü oynamaya kalkışmaktadırlar. Bu tekerlemenin arkasında yatan sahtecilik budur.

Komünistlerin, benim de çok sevdiğim bir sloganı vardı: “Tayyip Amerika’ya, Fethullah’ın yanına” diye. Açıkçası bu slogan her şeyi basitçe açıklıyor. Çünkü bugün FETÖ ile bağlantılı bir durum görülecekse AKP önce aynaya bakmalıdır. AKP ve FETÖ arasındaki organik bağ şöyle dursun ideolojik ve politik bağ bundan daha önemlidir. Ancak, kimse bunu konuşmak istememektedir.

FETÖ, bugün devletten temizlenmektedir. Sonuna kadar gidilmelidir. Ancak meşhur sözle devam edersek FETÖ’nün zihniyeti bugün iktidardadır. O yüzden bugün FETÖ’nün devletten temizlenmesinin, niceliksel bir değeri bulunuyor, niteliksel olarak ise hiçbir değer taşımıyor.

Gezinin arkasında FETÖ vardı tekerlemesinin altı boştur ve büyük bir demagojidir. Gezi’nin arkasında milyonlarca insanı temsil eden büyük bir halk vardır. Bu halk tam da FETÖ zihniyetine karşı olduğu için sokağa çıkmıştır.

Erdoğan şunu yanıtlamalıdır. Son referandumda resmi rakamlara göre yüzde 49 oy FETÖ ile bağlantılı mıdır, bunu da FETÖ’ye bağlayacak mıdır? Yoksa henüz AKP içinde kalan, dokunulmayan ve evet oyu veren kriptolar mı FETÖ ile bağlantılıdır?

Gezi’nin arkasında FETÖ görenler, aynaya bakmalıdır!