Ahmet Tarık Yenil

Başkanlık rejimi, istediği ve referandumda alacağına emin olduğu meşruiyeti sağlayamadı. Gayrimeşru ve şaibeli sonucuna rağmen 16 Nisan referandumu, siyasette, özellikle de sol siyasette yeni bir umut yaratmış durumda. Peki umutlar yeniden CHP’ye mi bağlanacak?

Elbette tarih tekerrürden ibaret değil; ancak bugün sol adına yürüyen tartışmalarda neredeyse yarım asırlık başlıkların önümüze geldiğini görüyoruz. Bir kez daha tekrardan CHP içindeki tartışmalar ve iktidar mücadelesi emekçilerin önüne konmuş bulunuyor.

Referandum bitti, ‘Hayır’ ne olacak?

Öncesindeki baskı, devletin bütün olanaklarının Evet için kullanılması, oy verme sırasındaki şaibeler ve sonrasındaki YSK’nin gayri-meşru kararına rağmen toplumdaki direnç hattı kendini ortaya çıkarmış durumda. Referandum sonuçları, başkanlık rejiminin emekçi halkımız tarafından meşruiyeti sorgulanır bir şekilde karşıya alındığını gösterdi. Kendisini yüzde 49’un temsilcisi olarak gören CHP’nin ise hırsızlığa, yolsuzluğa ve sahtekarlığa karşı tutumu çok net oldu: Kitlemizi sokağa çekmeyeceğiz!

Hemen ardından Baykal’ın “rövanşı 2019’da alacağız, ortak aday çıkarmalıyız” tartışması gündeme geldi. Partinin yetkilisi kim olduğu tartışılırken Kılıçdaroğlu Saadet Partisi’ni ve sonrasında Demokrat Parti’yi ziyaret etmesi CHP içindeki tartışmalar bir tarafa her kesimin ortak bir yönelim içinde olduklarını fazlasıyla göstermiş bulunuyor. Bu iki adım CHP için “yetki kimde?” tartışmasının da anlamsızlığını gösteriyor. Yetkinin kimde olduğunun bu açıdan bir önemi kalmıyor, önemli olan zihniyet meselesi oluyor ve CHP içindeki her yönelimin aynı kapıya -düzen siyasetine bağlanmaya- çıktığı görülüyor.

Siyaset yeniden yapılanırken CHP iç tartışmalarına kurban verilemeyecek çok geniş bir Cumhuriyetçi ve emekçi kesimin mücadele dinamiğini ifade ettiğini bilmemiz gerekiyor. Bu dinamiğin CHP tarafından AKP eliyle kurulan bu rejime entegrasyonu, bugün sol siyaset olarak yutturulmaya çalışılıyor. Sol siyaset, düzen siyasetine bağlanmadan ülkemizdeki bu dinamiği nasıl taşıyacağını daha fazla tartışmalıdır.

Emperyalizmle ilişkiler: Düzenin bekası için

Birinci Cumhuriyet’te kurucu parti olarak CHP ‘devletin partisi’ olarak kendisini görürdü. Bugün gerici rejimin kurucu unsuru AKP’dir ve CHP’ye muhalefet rolü düşmüştür. AKP devlet partisi haline gelince CHP muhalefet partisi olarak bugün İkinci Cumhuriyet rejiminde bir rol değişikliğine gidilmiştir. Ancak son kertede her iki parti de gerek sermaye düzeni gerekse emperyalist sistem içinde bir tanıma sahiptirler. Rejim değişikliği bir tarafa kapitalist sistem ve burjuva sınıf iktidarı aynı şekilde devam ediyor çünkü…

Meclisten neden çekilmiyorlar? Sine-i millete neden dönmüyorlar? Bu soruların, bu anlamıyla, CHP açısından bir karşılığı bulunmuyor. Çünkü bu partinin tek iktidar olanağı ‘düzene tutunmaktır’ ve son tahlilde başkaca bir hedefi ve programı ise bulunmamaktadır. Bu gerçek, zaman zaman oy veren ilerici yurttaşlarımızı çıldırtan bir geri muhalefet çizgisine dönüşse de siyasetin yasaları bu şekilde işlemektedir. CHP temsil ettiği sınıfın çıkarları gereği sömürü düzeninin bekasından yana bir parti olarak sosyalist ya da düzen karşıtı bir siyasal hareket olarak asla görülemez. CHP içinde sosyalist kesimlerin varlığı ise, CHP’nin düzen partisi olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

Günümüzde siyasette çizgiyi AKP çekmekte, CHP buna ‘muhalefet’ etmektedir. Sadece son Trump ziyareti ve İncirlik üssünün kullanımına dair yapılan tartışmalar bile CHP söz konusu olduğunda ne dediğimizi yeterince göstermektedir. Her iki başlıkta da CHP; Erdoğan’ın başarısızlığına vurgu yapmış, kendilerinin ABD emperyalizmi ile daha ‘sağlıklı ve nitelikli’ ilişki kuracaklarını açıkça dillendirmişilerdir. İncirlik Üssünün kapatılması değil Alman emperyalizminin kullanımına nasıl açılacağı örneğin CHP’nin gündeminde olmuştur.

Sonuç; tek adamlığını ilan eden, tüm yetkiyi ve erki elinde toplayan, güçlü devlet güçlü iktidar sloganına CHP’yi de ikna eden Erdoğan’a muhalefet. Bu karşıtlık toplumda, emekçi halkımızda ise bir yanılsama yaratıyor. Düzen muhalefeti, karşıtı tarafından belirleniyor; yönsüzlüğü, programsızlığı ve hedefsizliği kendisine destek olan, oy veren toplumsal dinamikleri düzenin bekası için düzenin içerisinde tutmaya yarıyor.

CHP nereye açılıyor?

Programsızlık, yönsüzlük ve hedefsizlik bir zafiyet değil; bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkıyor. Sağ cenahın CHP veya sosyal demokrasi eleştirileri aslında bir şikayet içermiyor. Halktan kopma, din karşıtlığı, ülkenin bağımsızlığı vurgusu-yalnızlaşma, anti demokratik parti yönetimi vs. Bütün bu şikayetler aslında CHP zihniyetini şekillendiriyor ve son kertede CHP’yi sağa çeken bir işlev görüyor.

Şu örnek sanırız en etkileyici olanı: Siyasal İslam’ın uydurmalarından biri olan Kutlu Doğum haftası etkinlikleri tartışması. Yıllarca neredeyse ‘devletin resmi kutlaması’ haline getirilen, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Cemaatin bir oyunu olarak sunulan bu etkinliklere Kılıçdaroğlu’nun konuşmacı olarak katıldığını unutmayalım. Siyaset sağa ve siyasal İslamcılığa eğildikçe CHP’de aynı tarafa meylediyor; bu durum siyasetin başka bir yasası olarak karşımıza çıkıyor.

Mesele altı ok, kuruluş felsefesi olmaktan çıkmış durumda. CHP siyasette ve ideolojide liberalleştikçe sağa doğru kayıyor. Çünkü bugün AKP eliyle kurulan gerici İkinci Cumhuriyet rejiminde “düzenin merkezi” sağa kaymış, bu çizginin solunda bulunan CHP de çizgiyle birlikte sağa doğru yol almış-almaktadır.

Demokratik Anayasa: Sosyalistler bu gömleği giyecek mi?

Referandum sonrası yeni rejimin kurulma süreci düzen siyasetinde de yeniden yapılanmayı beraberinde gerektiriyor. Düzen muhalefeti çeşitli sancılar barındırsa da bu sürecin bir parçası olarak yerini almaya çalışıyor.

Demirtaş’ın Demokratik Cumhuriyet-Dolmabahçe mutabakatına dönüş açılımı ile CHP’nin Demokratik Anayasa söylemi paralel olarak dillendirilmeye başlandı. Açıktır ki düzen muhalefeti referandum sonrası ülkede ortaya çıkan direnç hattını bu bağlamda 2019 yılına bağlamaya çalışıyor.

Bugün sosyalistlere giydirilmek istenen gömlek ‘demokratizm’ adı altında gerici rejime onay mekanizmasının kurulmasıdır. Sosyalistlerin CHP tartışması içine çekilerek CHP’nin bir alternatif olarak gösterilmesi, emekçileri ve cumhuriyetçi kesimleri içinde barındıran Hayır’cıları gerici düzene entegre etme arayışı ile eşdeğer bir durum olarak görülmelidir.

Emperyalizmle uyumlu, düzenin bekası için uğraşan, zengin sınıfın çıkarlarını savunan, gerici rejime ayak uyduran bir ‘muhalefet’ isteniyor.

Sosyalistlerin gündemi bu ‘muhalefet’ ile nasıl dans edeceğini hesaplaması değil, bağımsız devrimci bir sosyalist odağın nasıl ortaya çıkacağını tartışmasıdır. Sabırla, emekle, sosyalist cumhuriyet şiarı ile.