Erdoğan ve Trump görüşmesi sonrası emperyalist dünya ile AKP arasındaki ilişkiler bir dizi boyutu ve açıyla analiz edilmeye çalışılıyor. Erdoğan-Trump görüşmesi tek başına Erdoğan ve AKP iktidarı çerçevesinde ele alınamaz. Aynı zamanda Türkiye sermaye devleti ile emperyalizm arasındaki ilişkiler bağlamında değerlendirilmeli. Öncelikle bu notu düşelim.

Asıl üzerinde durulması gereken ise başka. Neredeyse herkes bu görüşmeye büyük bir anlam yükledi. Düzen siyasetinde neredeyse yandaş basın dahil görüşmenin başarılı geçmediğine dair bir kanaata sahip. AKP karşıtı düzen cephesi ise hani nokta koyacaktın üzerinden bir ironi ile yaklaşıyor meseleye…

20 dakika görüşülmüş, uçaktan inişte bir onbaşı karşılamış gibi çocukça eleştirileri bir tarafa bırakıyorum. Bu tür eleştirilerin hele hele “kamuoyunda sol diye bilinen” bazı medya organlarında yer etmesi ise tuhaflık olarak duruyor. Sol ciddidir, bu tür muhalifliğin ciddi bir tarafı bulunmuyor.

Öncelikle şunun altının çizilmesi gerek. Türkiye sermaye devleti, Ortadoğu’da ortaya çıkan tabloda büyük bir sıkışma yaşamaktadır. İkincisi, ister yandaş ister AKP muhalifi olsun, bütün düzen kesimleri, ABD’nin Türkiye sermaye devletinin arkasında durmasını isterlerdi.

Bu iki noktanın altını özel olarak çizmek gerek.

İslamcı kalemler, bir yandan, “üst akıl bizi kuşatıyor, ABD Türkiye’ye cephe açıyor” diye yazarken AKP ile birlikte Türkiye’nin çevre ülkeden merkez ülke haline geldiği, yeni bir “süper güç” haline dönüşmekte olduğu ve bütün oyunları Erdoğan’ın bozacağını yazıp çizdiler. Trump-Erdoğan görüşmesi, tıpkı Suriye’de ortaya çıkan başarısızlık gibi, tıpkı siyasal İslamcılığın dünya çapında başarısızlığı gibi bir kez daha başarısızlık olarak yüzlerine çarpmış bulunuyor. Hayal dünyasının Osmanlıcı gerçek üstü bakış açısının boş laflarıydı bunlar. Ancak Trump-Erdoğan görüşmesinde, ABD emperyalizminin Türkiye sermaye devletinin arkasında durmasını içten içe en çok isteyenler bunlardı. Tıpkı ABD Suriye’yi bombaladığından heyecanlanıp, Trump’tan beklenti içine girdikleri zaman gibi. Bugün ise ABD’nin devleti ile Trump arasında açı olduğunu, Trump’ın tam olarak devlete hakim olamadığını söyleyip, beklemek gerektiğini yazacak kadar ABD emperyalizminden medet umduklarını açık olarak dile getirmektedirler.

Yanıldılar. Ne Türkiye kapitalizmi ne Erdoğan, bugün emperyalist dünya sisteminin dengelerini değiştirebilecek bir nitelik ve siyasal konjonktüre sahip değildir. Türkiye kapitalizmi emperyalizme ekonomik, askeri, siyasal ve kültürel olarak bağımlı bir ülkedir. En fazla sermaye devleti, Erdoğan ve AKP bu gerçeği fazlasıyla biliyor. ABD’ye gitmiştir, son kez bir daha beklentisini dile getirmiştir ve sınırları olduğunu görerek geri gelmiştir. Bugün Erdoğan üzerinden yeni bir yıldız doğuyor propagandası Beyaz Saray’da verilen fotoğrafla çerçevelidir. İslamcı siyaset, yandaş kesim bununla yetinecektir. Zira, Erdoğan ve AKP açısından bu fazlasıyla yeterli olmuştur.

AKP karşıtı düzen muhalifleri bir yandan Erdoğan’ın başarısız bir görüşme yaptığını propaganda etmekte diğer yandan ise bu propagandanın ana eksenini “emperyalizmle uyum gerek” tezine dayandırmaktadır. İster liberal cenah ister CHP, her kesim, bu görüşmenin emperyalizmle tam boy uyumlu geçmesini arzu etmişlerdir. Görüşmeler uyumlu geçmeyince “bakınız başarısız oldu” üzerinden bir söylemde bulunmanın bu anlamıyla bir değer taşımadığı ortada. Son kertede İslamcı bakış ile aynı zihniyete sahip bir yaklaşımın ürünü olarak görülmek zorundadır. Erdoğan batıyla uyumlu olsun, demokratik değerlere geri dönsün, uzlaşmacı olsun, AB’nin ve ABD’nin istekleri konusunda terslik yapmasın…

Oldu ya, Erdoğan köprüleri atsaydı…

Atamazdı ancak açık bir gerçek var ki, bugün düzen muhalefeti “sen ne yaptın, böyle devlet yönetimi olur mu” diyecekti… O yüzden düzen muhalefetinin söyleminin bir karşılığı bulunmuyor. Buluşulan yer emperyalizmle uyumdur.

Çünkü düzenin bütün kesimleri yaşanan sıkışmanın kendi dünya görüşleri doğrultusunda farkındadırlar. Ancak bu sıkışmadan kurtuluşun yolunu emperyalizmin desteği dışında olamayacağını bilmektedirler ve tam da bu yüzden emperyalizmi anlamayacak kadar kördürler. Körlük, sermaye düzeninin ve kapitalizmin bekası dolayısıyladır.

Düzenin bütün “ekipleri” açısından emperyalizm gerçeği orta yerde duruyor. Belirleyici olgu emperyalist-kapitalist sistemin ta kendisidir. Bakınız TÜSİAD’a “esnek çalışm”a diyor, “kıdem tazminatını kaldırın” diyor, “Kürt sorununda çözüm” diyor, “AB ile ilişkilere devam ve OHAL’i artık kaldıralım” diyor. Erdoğan yanıt veriyor; “AB ile siyasal ilişkilerde pürüz konusunda beni anlayın ancak Gümrük Birliği anlaşmasını daha da derinleştireceğiz” diyor. “OHAL konusunda beni anlayın çünkü sizin kârlarınızı etkilemiyor” diyor. Bu tablo bir bütün olarak Erdoğan’ın, sermaye sınıfının, sermaye devletinin bastıkları ortak zemini tam olarak yansıtıyor.

Emperyalizm ise kendi çıkarları doğrultusunda adımlarını atarken, bugün Türkiye sermaye devletinin üzerini çizmeyeceğini söylemiştir. Yeni dengeler ortaya çıkıyor ve Türkiye sermaye devletine bu dengelere uyum sağla artık demektedirler. Trump-Erdoğan görüşmesi aynı zamanda Erdoğan’ın büyük patron tarafından “kabulü” olarak görülmelidir. Erdoğan ya da AKP iktidarı da mesajı almıştır.

Bu açıdan başarı ya da başarısızlık üzerinden Erdoğan-Trump görüşmesini değerlendirmenin hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Tersine, Türkiye’nin düzeni bağlandığı sisteme daha fazla yanaşarak yol alacak. Bu anlamıyla, U dönüşünde usta olan Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde AB ve ABD ile yeni duruma adapte olmaya çalışırsa kimse şaşırmamalıdır. Tersi durumda da çok şansı olmayacağına…

“Emperyalizm ile, sermaye sınıfı ile, sermaye devleti ile bağlar koptu” diyerek, mezcup bir iktidar hırsına ve bu açıdan Saray çetesi kavramlarına indirgenen yorumların sınıflar mücadelesinin yasalarıyla hiç ama hiç ilgisi bulunmuyor. Sermaye sınıfının ve emperyalizmin çıkarlarının belirleyiciliğini sürdürdüğünün bir kez daha altını kalınca çizmek gerek.

Yazıyı, şu notu düşerek sonlandıralım. Neredeyse bundan iki yıl önce, emperyalizmin büyük bir kriz içinde olduğunu söyleyip, AKP rejiminin çöküşte olduğu saptaması yapıp, Ortadoğu’da seküler güçlerle dayanışma içinde olmayı hedefleyen (siz PYD ile dayanışma anlayınız) bir yaklaşım söz konusuydu solun bir bölümünde… Bugün gelinen nokta ile ortaya atılan bu “tezlerin” yanına kimse yaklaşmıyor… Bu tezleri ortaya atanlar ise dönüp yazdıklarını da okumuyorlar anlaşılan…

Bugün Ortadoğu’da emperyalist saldırganlık, yıkım ve parçalanma siyaseti sürerken bundan etkilenen bir Türkiye var. Büyük Ortadoğu Projesi adım adım işlerken bu projede rol verilen Erdoğan, görevinin büyük bir bölümünü emperyalistler için yerine getirmiştir ve getirmeye devam edecek gibi gözüküyor. Çünkü sınırları bellidir, sınırlar herkes için bellidir. Tam da bu yüzden, Türkiye’deki gerici sermaye diktatörlüğünü temsil eden bir siyasal iktidara karşı mücadele ederken, emperyalistlerden medet ummak ya da emperyalizme karşı mücadeleyi geriye çekmek ya da Kuzey Suriye’de emperyalizmin yerleşmesine ses çıkarmamak solun hanesine devrimci bir politika olarak yazılamaz.

Çünkü İslamcılardan, AKP karşıtı düzen güçlerine kadar herkes emperyalizmle uyumlu bir politik hatta sahiptir. Türkiye içinde verilecek devrimci mücadele, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı birlikte ele alınmak zorundadır. İttifak ya da dayanışma unsurları tam da buradan belirlenmek durumundadır.

Kimse komünistlere, yalnızlık edebiyatı yapmamalı… Kimse komünistlere “aman ha yüzde 49’u bölecek bir politik söylem geliştirmeyin” demesin! Kimse komünistlere düzen güçlerinin sahte muhalefetinin bir parçası olmayı vaaz etmesin.

Biz ülkemizin ilerici birikimini ve emekçi halkımızın emperyalizme boyun eğmek istemediğini biliyoruz! Yeter ki harekete geçirecek marş motorunun kontağına basılsın…