Cengiz Kılçer

İvan Vasilyeviç Panfilov (1 Ocak 1893 – 18 Kasım 1941) Sovyet generali ve Sovyetler Birliği Kahramanı. II. Dünya Savaşı’nda Moskova Muharebesi’nde komutası altındaki 316. Piyade Bölüğü ile sayıca üstün Nazi zırhlı birliklerine karşı verdiği mücadele ile tanınıyor. İvan Vasilyeviç Panfilov ve emrindekilerinin kahramanlık mücadelesi edebiyata da yansımış ve Sovyet yazar Aleksandr Bek tarafından kaleme alınan “Moskova Önlerinde – Volokolamsk Şosesi” adlı kitabı sayesinde dünya çapında ilgi odağı haline gelmişti.

Türkiye’de gösterime girer mi girmez mi bilinmez ama General Panfilov’un Alman işgalcilere karşı verdiği mücadele “Panfilov’un 28 Adamı” adıyla filme çekildi geçen yıl. Filmin yönetmenliğini Andrey Shalopa ile Kim Druzhinin yapmış. İnternet üzerinden izlenebiliyor film. Öyküsü ise kısaca şöyle:

1941 yılı, Moskova yakınları… Faşist Alman ordusu tüm birlikleriyle Sovyetler Birliğini işgal etmiş durumdadır ve Moskova yakınlarına 54 adet tank konuşlandırmıştır. Moskova’yı ele geçirdikleri an 2. Dünya Savaşı son bulacak ve Rusya sömürgeleştirilecektir. Ancak Kızıl Ordu’ya bağlı General Ivan Panfilov ve 28 adamı, bir mucize yaratmanın peşindedir. Ellerindeki eski teknolojik silahlara ve imkânsızlığa rağmen, Alman birliklerini Moskova’ya sokmamak için canlarını ortaya koyarlar. Bu direniş, savaşın gidişatını sonsuza kadar değiştirecektir. General Panfilov ve onun altındaki subaylar ve askerler sayesinde Hitler’in ilerleyen güçlerinin başkente gerçekleştirdiği o ana kadar yapılmış en büyük saldırı durdurulmuş ve savaşın kaderi değiştirilmiştir.

Bugün 9 Mayıs Zafer Günü…

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Kızılordusu’nun, Büyük Vatan Savaşı (2. Dünya Savaşı) sırasında Faşist Almanya’ya karşı kazandığı zaferin 72. yıl dönümü.

“Panfilov’un 28 Adamı”ndaki en önemli sahnelerden biri bombardıman altında siperde yapılan Kızılordu çavuşunun askerle yaptığı konuşmadır. Çavuş askerlerine şunları söyler: “Bizim taktiğimiz: kimse kahraman olmayacak. Bugün anavatan için ölmeye gerek yok. Bu gün ülke canlı ve bizim savaşmamıza ihtiyaç duyuyor.” “Eğer kaderimiz, ölmekse ölürüz.” diyen er Simjakin’e ise çavuş şöyle seslenir: “Eğer ölürsen yerine kim savaşacak? Eğer sen savaşmazsan kaç kişi ölecek? Almanlar bizi yenerse acısını insanlarımız çekecek. Öldüğünüzde kimse sizi hapsetmeyecek. Savaşta ölünce eski ve yeni günahların affedilir. Sana kahraman olmak için doğduğunu söylediler değil mi? Ölmek ya da yaşamak… Karar senindir. Durum şu şekildedir: Düşman sistematik olarak yok edilmelidir. Belki de sayımızın az olduğunu bilmiyorlardır. Almanlara yine yenilginin tadını hissettirelim. Eğitildiğimiz gibi yapacağız. Kaybedersek halkımızı yok edecekler. Bizi geçmelerine izin veremeyiz. Bugün kahraman istemiyorum. Buna ihtiyacımız yok. Sadece şu tankları yakın!”

Alman faşizminin yenilişinde elbette Kızılordu’nun her düzeydeki askerlerinin rolü ve iradesi kadar, zaferin kendisi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği işçi ve köylülerin sosyalist devletinindir.

“Ve dünyada bir Panfilov taburunun nasıl yok olduğunu anlatması için kimse kalmayacak. Nasıl son erine dek eridi Talgar alayının birinci taburu… Bir gün belki savaştan sonra Alman askeri arşivlerinde ne kadar düşman öldürdüğüne dair bir kayıt bulunabilir. Orada çemberde olan bir Sovyet taburunun nasıl çarpıştığı, nasıl Moskova önlerinde öldüğümüz. İsimsiz bir ormanda ölen isimsizler.” (Moskova Önlerinde s. 241.)

Faşizme karşı savaşıp ölen isimsiz 25 milyon Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yurttaşının ve II. Dünya Savaşı’nda muzaffer olan Kızılordu’nun başkomutanı Jozef Stalin’in önünde saygıyla eğiliyoruz.