Bu yılın 1 Mayıs’ı da sona erdi.

Takvimdeki bir yaprak parçasından daha fazlası olan 1 Mayıs’ın bu yılki anlamı ve önemi üzerine pek çok şey yazıldı çizildi. Bu değerlendirmeler içinde bol keseden atanlar da var, bizleri tespit yağmuruna maruz bırakanlar da. Yanlış anlaşılmasın, takvimdeki bir yapraktan çok daha anlamlı bulduğumuz 1 Mayıs’ın ardından elbette tespitlerde de bulunacağız, umudu da arayacağız. Öte yandan tespitlerin ayakları havada duruyorsa ya da yandaş medyanın kekremsi Ahmetleri boş teneke misali çok ses çıkartma uğraşı içindeyseler bizim de doğruları daha net bir biçimde söyleme zorunluluğumuz var demektir. 

2017 yılının 1 Mayıs’ı için ilk değerlendirme, geçen yılı korku dolu atmosferinden kaynaklı sıkışmanın bu yıl aşılmış olduğudur. Geçtiğimiz yıl ardı ardına patlayan bombalar ve gerilen düzen siyaseti insanları, özellikle de emekçileri, siyasal alandan uzaklaşmasına neden olmuştu. Toplum, rahatsızlıklarını içine atarak biriktirme yolunu tercih etmişti. Bu nedenle geçen yılın 1 Mayıs’ı korku dağlarını ancak sınırlı düzeyde aşılabilmişti.

Bu yıl ise farklı…

Özellikle referandum atmosferi toplumun siyasallaşma kanallarını besledi ve düzenin temsilcilerine karşı “bir şey yapmalı” düşüncesini yaygınlaştırdı. Benzeri yakın geçmişte de yaşanmıştı. Siyasal alanda temsiliyet edilme duygusu örselenen emekçiler açısından 1 Mayıs’ta sokağa çıkmak bu nedenle önemli hale geldi. O yüzden geçen yıla göre bu yıl 1 Mayıs daha kitlesel ve yaygın geçti.

Tüm bu arayışa, istence ve istekliliğe rağmen “buzlar çözülüyor” değerlendirmesini yapmak fazlaca iyimser bir bakış açısı olacak. Özellikle 1 Mayıs’ın bu denli yaygın bir biçimde kutlanmasının, OHAL şartları da düşünüldüğünde, nedeni sermayenin ve düzen siyasetinin bugünün etkisini kırmak için attığı adımlar olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Neredeyse tüm sarı ve yandaş sendikanın Anadolu’nun farklı illerinde “kutlama” kararı aldığı 1 Mayıs, ileri bir adım olmak bir yana “herkesin 1 Mayıs’ı kendine” hissiyatını uyandırmaktadır. 
Böyle bir bakış açısı 1 Mayıs için kabul edilebilir değildir.

***

Yapılan değerlendirmeler de suyun rengini iyice bulandırıyor. Kitleselliği geçen yıla göre artan, emekçilerin arayış içerisinde olduğunun işaretini veren 1 Mayıs, aynı zamanda işçi sınıfının bölünmüşlüğünü, örgütsüzlüğünü, sendikal alanın ne denli tahribat altında olduğunu da gösterdi. O nedenle bu 1 Mayıs’ın gösterdiklerinden aynı zamanda kendi hanemize de yazmamız gereken sonuçların ve ödevlerin olduğunu görmemiz gerekli.

Başa yazılacak sonuç; sendikal alan neredeyse bitme noktasına gelmiş durumda olduğudur. Buraya sadece “sermayenin emek üzerindeki kontrolü” üzerinden gelinmediği net bir biçimde ortaya konulmalı. Sendikal alanın temsilcileri 1 Mayıs’ı üzerlerinde bir yük olarak gördükleri, düzen siyasetinin arka bahçesinde dans etmeyi “temsil edilmek” olarak kavradıklarından ötürü yol alamayacak noktaya gelmiş durumdalar. O sebeple ne işyerlerinden emekçileri alana getirebiliyorlar, ne de doğru dürüst 1 Mayıs kurgusuna sahip olabiliyorlar. İdare-i maslahatçılık ellerindeki tek kozdur.

Dolayısıyla sınıf sendikacılığı iddiasında olanların bu tabloyu karşılarına almaları gerekiyor. Ancak karşı karşıya gelişi açıktan yapmalılar. Daha açık ifade etmek gerekirse kaçak dövüşe, yarım ağız eleştirilere artık yer yok. 

İkinci yazılacak sonuç ise işçi sınıfının bölünmüşlüğünün mutlak suretle kırılma zorunluluğudur. Buradaki kast edilen şey sarı ve yandaş sendikalarla birlikte hareket etmek, sendikal alanı yeniden düzenlemek olarak anlaşılmamalı. Sermaye iktidarının merkezileştiği bir dönemde işçi sınıfının sektörel ayrımı bir kenara bırakarak çalışma biçimi ve örgütlülüğünü arttırması gerekiyor. Bu yolun işçi sınıfı içerisinde başta siyasal ayrımları yok edecek bir siyasallaşma ile aşılacağı açık.

Siyasallaşmanın nerede yoğunlaştığı ise son yıllarda kendini birçok kez göstermiş durumda. Ekonomik alandaki tepkilerin siyasal alana taşınmasını sağlayan şey; sınıfın öncü kolunu oluşturan sektörlerdeki işçilerin güven kazanmasından geçmektedir. Üstelik toplumun genel olarak örgütsüzlüğü de buradan başlayarak kırılabilir.  Dolayısıyla sınıf hareketinin öncülerine düşen görevin başında kritik sektörlerde anlamlı bir örgütsel birikimi ve siyasallaşmayı sağlamak yatmaktadır.

Üçüncü olarak yazılacak sonuç ise sınıf siyaseti yapma iddiasında olanlarla yakından ilişkilidir. Bugün sınıf siyaseti yapma iddiasında olanların siyasetsizlik içinde kıvranması kabul edilemez. İsimlerin, kişiliklerin, düzen siyasetine özgü tartışmaların, 1 Mayıs’ı alan tartışmasına hapsedenlerin yarına devredebilecekleri herhangi bir şey ne yazık ki bulunmuyor. Bu noktada bulunanların üzücü bir yalnızlığa hapsolması kaçınılmaz.

Öte yandan bu durumun tek gerçeklik anlamına gelmediğini not etmek lazım. 1 Mayıs’ta referandum sürecinin işaret ettiği ve toplumun cevap aradığı sorulara büyük bir istekle cevap verme arzusunda olanlar için yeni bir dönem başladığını da göstermektedir. Büyük bir içtenlikle bağımsız bir ülke, yeni bir düzen mücadelesine işaret edenler güçlü bir çıkış yapabileceklerini gösterdiler. Şimdi bu siyasetin işçi sınıfı içinde anlamlı bir güce kavuşması gerekiyor.

Artık geriye çekilme sona erdi, şimdi derleniş zamanı.

Büyük derlenişe imza atacaklar kolları sıvayarak, hiç ara vermeden çalışmaya başlamalıdır.