Ne mutlu ki onun bin yıllık sesiyle nefesiyle büyüdüm, büyüdük ve onun yaşadığı bir çağda yaşadık!

“Hiç maddeyi düşünmedim. Hep o güzel sözleri Yunusun, Virani’nin, Pir Sultan’ın güzel sözlerini dünyaya, halkıma, topluma bir nasihat şeklinde duyurmak için çalıştım. Hiçbir zaman maddi şeyler düşünmedim.”

Böyle söylüyor Ali Ekber Çiçek.

Erzincan’ın merkeze bağlı Ulalar köyünde kendi deyişiyle eskaza dünyaya geldi.

Aynı zamanda bir zelzele çocuğudur.

Çünkü 26-27 Aralık 1939 yılında Erzincan’da çok şiddetli bir deprem olur. Yüzey dalgası büyüklüğü 7,9 richter ölçeği‘ne göre büyüklüğü 7,2 olan deprem sonucunda toplam 32.962 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 100.000 kişi de yaralanmıştır.

Doğduğu 80 hanelik köyün yarısından fazlasında saz çalınır.

Bağlamayı eline ilk kez beş yaşında bir Ayin-i Cemde aldı.

9 yaşından sonra çok güzel saz çalan dedelerin masasında yetiştiğini söyler. Daha o zamanlarda 50 yaşındaki dedelerin çaldığı bir ustalıkta sazı icra etmektedir.

Sazı kendinin mürşidi oldu bir hiçbir zaman yanlış bir yere götürmedi.

Neriman Altındağ Tüfekçi’nin dediğine göre Ankara Radyosuna geldiğinde kısa pantolonuyla gelmiştir. İncecik küçücük bir çocuktur. Yanında ise Âşık Daimi vardır ve Muzaffer Sarısözen’e dinletmek üzere getirmiştir. Sarısözen’e Pir Sultan’dan bir deyiş söyler, üçüncü güftede heyecandan bayılacak gibi olur. Neriman hoca herhalde durumun farkına varmış olacak ki tebessüm etmesiyle dirilir…

Yıllar yıllar sonra Ali Ekber Çiçek için o mahcup o terbiyeli çocuk için “hiç değişmeden bugünlere geldi” diyecektir Neriman Altındağ Tüfekçi.

Askerlik görevini tamamladıktan sonra 12 yaşından beri bulunduğu radyoya kadrolu sanatçı olarak girer ve 35 yıl çalışır.

Dile kolay 50 yılı aşan ustalığı ABD’de bile teveccüh gördü. Yurt dışı konserlerini 1960 yılların ortasında verdi. 1980’de Almanya Sosyal Demokrat Partisi lideri Willy Brandt’ın isteği üzerine Almanya’da verdiği konser üzerinden dünyaca tanınmasına yol açtı. Üç yıl sonra Coolombia Üniversitesinde verdiği konser üzerine aynı üniversite türkülerinden oluşan bir plak da yaptı. Ardından ise UNESCO tarafından “Turkish Sufi Music- Folk Lute of Anatolia” adlı plağı izledi.
Gerek Pir Sultan Abdal’ın gerek Yunus’un gerekse de bütün tasavvuf âşıklarını yüzyıllar önce söylediği sözler günümüz yaşantısına o kadar uygundu ki onların sazlarında sözlerinde kendini buldu. Onlara hep büyük yakınlık hissetti. Bu nedenle derlemelerini hep bu türde yaptı.

“Haydar Haydar” adlı deyişi günümüzde neredeyse bilmeyen yok gibidir. Hem sözleri hem de özellikle çalış tekniği, tavrı ile kusursuz bir armonik özelliğe sahiptir. Ali Ekber Çiçek evindeki bir odayı stüdyo gibi ayırır. Radyodaki görevinden sonra evine gittiğinde o odaya çekilir sabahlara kadar gözyaşları eşliğinde “motif motif” çalışır.
Üç yıl boyunca çalışarak besteler “Haydar Haydar” deyişini.

Nasıl anlatılır, ne söylenebilir Ali Ekber Çiçek için? Ne anlatsanız, ne söylesiniz bir eksik hep kalacaktır.

Bir söyleşisinde diyor ki: “İnsan niye dünyaya geldim, ben neyim demesine bir ömür kifayet etmiyor. Bunlar ancak çok büyük bir tasavvuf işi. İnsan nasıl doğduğunu bilmiyorsa öldüğünü de bilmeden giderse ben buna çok üzülürüm. Yani insanlar bir şey bırakmalı. Edison gibi, Mevlana gibi, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli hazretleri gibi, Yunus gibi…”

Ali Ekber Çiçek “Yani insanlar bir şey bırakmalı” diyor ya o bizlere Yunusun, Virani’nin, Pir Sultan’ın güzel sözlerini ve daha çok da kaybettiklerimizin bin yıllık seslerini duyurdu, hatırlattı.

Onu 11 yıl önce bugün kaybettik, devri daim, menzili mübarek olsun…

Hamiş: Yazının başlığı çok erken yitirilen Türk şiirinin en önemli şairi Ergin Günçe’nin “TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK” adlı şiirinden esinle atılmıştır.