Bu yazının yazılmasının ertesi gün sandık başına gitmiş, akşamına da sonuçları görmüş olacağız.

Bu referandumunun bir dönüm noktası olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Herkesin dönülen yerden umudu ya da beklentisi var. ‘Evet’çilerin de, ‘Hayır’cıların da…

Ve bu referandum ülke tarihine, bugüne kadar yapılmış referandumlardan ve belki de tüm seçim sonuçlarından daha kalın harflerle kendini yazdıracak. Bu süreçte siyasi tüm öznelerden tutun, son dakika karar veren yurdum insanı dahil zurnanın son deliğinin dahi geçirdiğimiz şu hızlı iki aya dair sonrasında söyleyecek, anlatacak çok şeyi olacak… Oldu da…

Bu geçirilen iki aya sonuçların hararetinden biraz uzaklaşarak, en değerli kısımlarını “beni unuttunuz ama demesinler diye” gelin tekrar bir yakından bakalım.

Bu iki ay, aslolarak, ceberrut bir iktidarın akıttığı milyonlarca liranın karşısında asgari ücretine rağmen belki de cebindeki son parayı, “Biz de hayır diyeceğiz” diye yazdırdığı pankarta verip, onu evinin balkonuna asan işçinin hikayesidir.

Hukuk diplomasının bir anlamının kalmadığı ülkemizde, hukuk öğrencisinin “Bir de bana sorun” deyip dersten sonra dağıttığı bildiri; ilk defa halkının huzuruna çıkıp “okumak ister misiniz” demesi bu iki ayın mavi boncuğudur.

İktidarın meydanlarda bas bas çaldırdığı ve bir nakaratını küçük bir kız çocuğuna okuttuğu “Tabii ki evet” şarkısı karşısında, cinsel istismara uğrayan kız ve erkek çocuklarının gönüllü avukatlığını yapanlar, onlara destek olanlar, ‘Hayır’cıların başını çeken kadınlar bu iki ayın yüz akıdır.

Alçalacağı yer kalmamış sahibinin sesi medyaya göre “çatlak” ses; bizler için ise en zor zamanlarda halkını unutmayanların sesi olan “kovulan gazeteciler”; onlar, bu iki ayın en namuslularıdır.

Sabah altıda yoldaşı ile buluşup bildirisini dağıtan, oradan işine gidip gün boyu sömürülen ve akşam dağıtacağı bildiri zamanını iple çeken komünistler, örgütlü örgütsüz, bu iki ayda canını dişine takmış, bir ‘Hayır’cı daha kazanmak için en az evindekileri görmüş solcular, bu iki ayın en kıymet bilenleridir.

Neden ‘Evet’ diyeceğini “İşte öyle” diye cevaplayan vatandaşlar arasında, neden ‘Hayır’ diyeceğini tek tek anlatan yaşlı amcamız, bu iki ayın en bilgesidir.

‘Evet’ çalışmasını Mardin’de Marilyn Monroe’ya benezeyen bir kadına beyaz elbise giydirerek yaptıran pespaye düzen karşısında aklını, yaratıcılığını ve vicdanını ülkenin her noktasında konuşturan müzisyenler, aydınlar, yazarlar, sinemacılar bu iki ayın en değerlileridir.

Ve bu iki ayın sonunda yazının yazıldığı günün bir gün sonrasında sandıktan çıkacak sonuç yukarıda sayılanları öyle de böyle de “enleştirmeye” devam edecektir.

Sandıktan çıkacak bir ‘Hayır’ın biz en kıymet bilenler için kıymeti ise en çok mücadelesini verdiğimiz umutsuzluğun kırılmasıdır. En karanlık günlerde “bu halktan adam olmaz” demeyi özellikle Gezi’den sonra tekrar ağzına dolayanların ağzından farklı şeyler çıkacak, elinden gelecek iş sayısı artacaktır. Bu bizlerin en büyük merdiven basamağının üzerine çıktığımızı gösterecektir.

Sandıktan çıkacak bir ‘Evet’ durumunda ise umutsuzluğa yer yoktur. Bize düşen görev ise bu lanet olası düzene karşı mücadelemizi daha da fazla büyütmek olacaktır… 

Ve son olarak ağır siyasi analizlere bu yazıda yer yok, ama bu iki ayın sonucunun, en önemli sonucu şu olacaktır.

Evet çıkarsa, bu Türkiye kapitalizmin son zaferi olacaktır. Mücadeleye daha sıkı asılma zamanıdır.

Hayır çıkarsa, tarihsel olarak bu ülke topraklarındaki uzun bir aradan sonraki ilk zafer olacaktır. O halde hızlanalım…