Alev Doğan

Bundan birkaç gün önce, İsrail’in ABD ile birlikte geliştirdiği orta menzilli füze savunma sistemi ‘Davut Sapanı’ tam da İsrail’in işgalci politikasına son derece uygun cümleler ile kamuoyuna tanıtıldı: Bizim varlığımızı tehdit edenler, kendi hayatını tehlikeye atacaktır.

İsrail’in varlığına ‘tehdit’ olarak düşündüğü Lübnan-Suriye sınırına konuşlandırılan füze savunma sisteminin tanıtımı esnasında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı Füze Savunma Ajansı Başkan Yardımcısı James Syring’e hitaben bir de şu cümleleri kurdu: Birlikte zorluklara göğüs gerebilir, tek başına yapabileceğimizden daha iyisini yapabiliriz.

Daha iyisini yapmak…

Yani daha fazla insanın ölmesi, daha fazlasının yurtsuz kalması, daha fazla kan akması demek.

İsrail’in bugünlerde daha iyisini yapmak konusunda bu kadar hevesli olduğu bir katliam ile girelim konumuza, Sabra ve Şatilla Katliamı…

Konumuz sebebiyle Politik Kamera’nın bu hafta işleyeceği film de haliyle İsrailli yönetmen Ari Folman’ın Beşir’le Vals adlı animasyon filmi.

Ama önce Sabra ve Şatilla Katliamı’na ilişkin ufak bir hatırlatma…

Tarihler 1982’nin 16 Eylül’ünü gösterdiğinde, İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milisler, Beyrut’taki Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kampını basarak, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu 3500’e yakın Filistinliyi katleder.

Baskın, 15-29 Eylül 1982 tarihleri arasında yaklaşık iki hafta süren, İsrail işgalinin ikinci gününde gerçekleştirilir.

Katliamın öncesinde 14 Eylül 1982’de Hıristiyan Falanj milislerinin lideri Beşir Cemayel’in bir bombalı saldırı sonucu öldürülmesiyle Falanjistler, intikam fırsatı aramaya başlarlar. Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un emrindeki İsrail ordusunun açtığı yoldan ilerleyen Elie Hobeika komutasındaki Hıristiyan Falanjist milisler, Sabra-Şatila’da bulunan, ezici çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan kamp sakinlerine saldırırlar. Kampta bulunan Filistinli mültecilerle Lübnanlı yoksullar silahsız ve savunmasız durumdadırlar. Falanjistlerin yanı sıra İsrail ajanı Said Haddad da saldırganlar arasındadır. İsrail, katliamı durdurmak için hiçbir eylemde bulunmazken, katliamlardaki rolü dolayısıyla Ariel Şaron yıllar sonra Beyrut kasabı diye anılacaktır.

Animasyonun, başrolündeki isim yönetmen Ari Folman’ın kendisidir. 80’lerin henüz başında İsrail ordusu adına Lübnan’da görev yapan Folman, Sabra ve Şatilla Katliamı’nın ardından girdiği bunalım nedeni ile askerliğe ilişkin hafızasını büyük ölçüde yitirmiştir.

Bir gece yönetmen Ari Folman barda arkadaşıyla oturmuş sohbet etmektedir. Arkadaşı, Ari’ye durmadan gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusunda 26 tane vahşi köpekten kaçıyordur. Bu kabusun, iki adamın da Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla ilgisi olduğu kanısına varırlar. Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark edip şaşırır. Bunun ardından, dünyanın dört bir yanından dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup savaşta yaşananlar hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir. Ari bu gizemi deştikçe, hafızası gerçeküstü resimlerle uyanmaya başlar.

Film ismini, Folman’la aynı taburda görev yapan Shmuel Frenkhel adlı askerin, Falanjist lider Bashir Gemayel’in resminin önünde elinde tüfeği ile vals yaparcasına sağa sola ateş etmesinden esinlenilerek konulmuştur. Çizim tekniği açısından özellikle arka planların çok detaylı resmedildiği filmde, objeler ve nesneler oldukça belirgin bir koyulukta ve kontürlü, doyurucu ve gerçeğe yakın özelliklerdedir. Günümüzde oldukça yaygın olan bilgisayar oyunlarını anımsatmaktadır. Ama yaşananlar gerçektir. Folman filmin sonunda bu gerçekliği, katliamın gerçek görüntülerini kullanarak aktarır izleyiciye. Bu gerçek görüntüler, Folman’ın hafızası yerine geldikçe yükselen tansiyonun doruk noktasıdır. Folman hem suçlarını hatırlamış hem de izleyiciye bu vahşi katliamı hatırlatmıştır. Bu anlamı ile Beşir’le Vals ‘hatırlama’ ve ‘hatırlatma’ üzerinde bir filmdir.

Film bir yandan İsrail’in işlediği suçların günahını çıkartmaya çalışırken, diğer yandan da ‘İsrail Sabra ve Şatilla’da o kadar da suçlu değildi’ mesajını vermektedir.

İsrail Ordusu’nun her şeyden haberi olduğunu, Falanjistlerin kamplara ulaşmasına yardım ettiğini, hiç bir şeye karışmadığı, kamplara bakan bir tepeden ordu komutanlarının her şeyi izlediğini hatta katliamın gece de devam edebilmesi için İsrailli askerlerin ‘aydınlatma’ sağladığı, kampın etrafında İsrailli askerlerin nöbet tuttuğunu açık açık gösterir.

Ancak alttan alta verilen ‘asıl suçlu Falanjistler’ mesajı, İsrail’in filmde ‘kayırıldığı’ anlamına gelmese de, Şaron’un ve İsrail’in o dönemdeki rolünün arka planda bırakılması filmin başlıca eksiğidir.

Anti-militarist bir vicdan muhasebesidir Beşir’le Vals. Ari’nin hafızası açıldıkça yaşanan travma ile ilgili aradaki mesafe kapanmaya başlar. Filmin ortalarında post-travma uzmanı kadının yönelttiği “Savaşta sağ kalmayı nasıl başardın?” sorusuna aldığı “Geçtiğim yerleri güzel manzaralar olarak, yaşadığımı bir yolculuk olarak gördüm” yanıtı filmin düğümünü çözen ve belki de filmin en yüksek noktalarından bir tanesidir.

Filmin belki de en etkileyici ve tamamlayıcı unsuru ise müzikleridir. Müzikleri, Edinburgh Üniversitesi, Kraliyet Müzik Akademisi’nde piyano eğitimi aldıktan sonra bir dönem Avrupa’yı dolaşıp, ardından Piano Circus çatısı altında Brian Eno, Julia Wolfe, Steve Reich ve Philip Glass gibi isimlerle çalışan, ilk albümü Memoryhouse’u yayınlayan, 1966 Almanya doğumlu Max Richter’e ait olmakla beraber, Shmuel Frenkhel adlı askerin, Falanjist lider Bashir Gemayel’in resminin önünde elinde tüfeği ile vals yaparcasına sağa sola ateş ettiği sahnede fonda çalan müzik, Chopin’in “c sharp minor, op. 64 no. 2” adlı eseridir.

Tüm eksiklerine rağmen, içinden geçtiğimiz günlerde, hele de Ortadoğu’daki durum bu denli yakıcı bir hale gelmişken izlenmesi ve var olan gerçeği hatırlaması, hatırlatması bakımından ilgiye değer bir yapıttır Beşir’le Vals. Hatırlamak ve hatırlatmak için…