Milyonlarca emekçinin 1400 lira asgari ücretle geçinmeye çalıştığı, resmi işsizliğin yüzde 13’lere dayandığı, yoksulluk sınırının 4 bin 800 lirayı aştığı patron partisi AKP’nin iktidarında sermayenin keyfine ise diyecek yok.

AKP döneminde uygulanan ekonomi politikalarıyla ‘ihya’ edilen bankacılık sektörünün net kârı yılın ilk iki aylık döneminde geçen yıla kıyasla yüzde 86 artışla 8.45 milyar liraya yükselirken, şubat ayındaki kârı ise yüzde 127 artışla 4.76 milyar lira oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) aylık verilerine göre sektörün aktifleri şubat sonunda bir önceki aya kıyasla yüzde 1.6 düşerken, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 16.7 artarak 2.82 trilyon lira oldu.

Asgari ücret 1400 lira

Ülkemizde net asgari ücret 1404 lira. Açlık ve yoksulluk sınırlarının çok altındaki bu ücret ile bankaların yaptığı bu devasa kârları karşı karşıya koyduğunuzda aslında Türkiye’deki sömürü düzeninin bütün çelişkileri açığa çıkıyor.

Çok kaba bir hesap ile bakıldığında 4,8 milyar lira yaklaşık 3 buçuk milyon asgari ücretlinin bir aylık maaşına denk geliyor.

Yine çok genel bir yaklaşımla, bahsedilen kârın oluşmasını sağlayan anaparaların da Türkiye’deki emekçilerin sömürüsü üzerinden şekillendiği ifade edilirse, aslında bankaların net kârı üzerinde çalışanların hakkının olduğunu söylemek mümkün. Bu tablonun üzerine bir de açlık ve yoksulluk içerisinde yaşayan insanların kredilerle borçlandırılmaları ve sonrasında üzerine acımasızca faiz bindirilmesi eklenirse ülkemizdeki eşitsizliklerin temel kaynaklarından biri ortaya çıkıyor.