Halit Narin ismini hatırlayan var mı?

Şimdilerde ismi anılmasa da, mutlaka 12 Eylül dönemi yaşayanlar bu ismi yakından hatırlar. O dönem Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) ve Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası (TÜTİS) Başkanlığını yürüten Narin ,”bugüne dek hep işçiler güldü, şimdi sıra bizde” sözleriyle 12 Eylül’ün hangi amaçla yaptığını anlatıyordu.

Narin belki gündemden düştü ama bu cümle akıllara kazındı. Düzenin sürekliliği ve bekası söz konusu olduğunda farklı siyasal aktörler aynı davranış kalıplarını gösteriyor. 12 Eylül kendisinden önce gelen 24 Ocak kararlarının gerektirdiği toplumsal dönüşümü sermayeye verdi. Bugün de benzer bir süreci iktidarı elinde tutanlar örüyor. Referandumda önümüze getirilen iki seçenek tek başına kişilerin niyeti üzerinden okunmasından çok daha fazlasını içeriyor. Sermayenin ihtiyaç ve yönelimleri söz konusu olduğu için Türkiye yeniden yapılandırılıyor.

Ancak bu yeniden yapılanma söz konusu olduğunda bazı taşları yerine oturtmak o kadar kolay değil. Ne yazık ki gerçek çoğu zaman oldukça karmaşık ve izleri takip etmek de zor geliyor insanlara. Ancak eski bir bilgenin dediği gibi “görünüş ile öz aynı şey olsaydı bilime ihtiyaç kalmazdı” vecizesi burada değer kazanıyor.

Bu vecizeden yola çıkarak, sermayenin farklı kesimleriyle iktidar arasında bir problem var olduğu algısının görünüşü yansıttığını söylemek gerekli. Tek tek sermayedarlar bazında ele almak gerekirse, mutlaka mevcut yeniden yapılandırmayla problemi olan kişilere ya da gruplara rastlayabiliriz. Ancak söz konusu bir sınıf olarak sermaye ise bu durumdan söz etmek mümkün gözükmüyor. Hele söz konusu rantiyeler ise tam boy bir uyumdan söz etmek gerekli.

* * *

Özellikle son günlerde yaşanan bir hadise uyumun ne denli derin olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı. Bu hadise Akbank grevinin ertelenmesiydi. Grevin ilan edilmesiyle ertelenmesi neredeyse aynı anda oldu. Grev kararını 20 Mart’ta Akbank’a asan BANKSİS’in açıklamasının imzası kurumadan Bakanlar Kurulu jet hızıyla “grev erteleme” kararını açıkladı.

Grev erteleme kararında geçen nedenler ise oldukça ilginç. 14 yıllık iktidarı boyunca 10 grevi erteleyen AKP, daha önceki grev ertelemelerinde “milli güvenlik” ve “genel sağlık” nedenlerine başvurmuştu. İlk kez bu erteleme kararında ise “finansal istikrar” neden gösterildi. Güvenlik ve sağlıktan sermayenin kârlılığını anlayanlar için istikrarın anlamının da sermayenin sürekliliğini içeriyor olması şaşırtıcı değil.

Özellikle son yıllarda önemli sektörlerde başvurulan “60 günlük grev erteleme” kararı işçilerin grev hakkını budayan bir araca dönüşmüş durumda. Bu noktada grev erteleme kararlarıyla iktidarın kurumlarının bir tür sermaye memuru olarak hareket etmesi, yukarıda ifade edilmeye çalışılan sermaye-iktidar uyumunun ne anlama geldiğinin somutlandığı bir yer olarak okunması gerekiyor.

Sermaye-iktidar arasında süregelen bu “al gülüm, ver gülüm” oyunu sürerken, korunmaya çalışılan istikrarın da ne anlama geldiği bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor. Korunmak istenen rantiyenin düzenidir. Yalnızca Akbank örneği incelendiğinde dahi bankacılık sektöründe “kârlılık oranlarının” ne denli büyük bir paya sahip olduğu görülecektir.

Akbank’ın açıkladığı 2016 yılı faaliyet raporunda bankanın açıkladığı net kâr 4 milyar 854 milyon olurken, özsermaye kârlılık oranı %16 oldu. [1] Elbette bu oranlar bankacılık sektörünün 2016 yılında “zorlandığına” işaret ediyor olsa da, banka hala büyük bir kâr oranını cebinde tuttuğunu belli ediyor. İşte grev ertelemesinin arkasındaki “istikrar” ifadesi tam da bunun için kullanılıyor. İktidar rantiyenin koruyucusu ve temsilcisidir. Siyasal açılımlarını devam ettirmesi için liberal morfinin her dozunu almaya devam etmelidir.

Bu noktada gerici siyasetin temsilcilerinin de büyük bir çelişkisi ortaya çıkıyor. “Milli Görüş” siyasetinden gelen “faiz karşıtlığının” dayandığı temel büyük oranda toplumsal eşitsizliklerin istismarıydı. Yapılan eleştiriler de en fazla görünene dönük olabiliyor. Bunun en nadide örneklerinden biri geçtiğimiz gün yandaş basında yayınlandı. Bu örnekte günümüz kapitalist düzeninin dinamikleri ve yönetim şekli es geçilerek “efendisi olmayan efendilik makamı” gibi bir saptama yapılıyor. [2]

İşte zaten papazın çelişkisi de burada başlıyor. İnsanlığı esir alan emperyalizmin merkezleri mali araçlar olmaksızın toplumları yönetemezler. Mali araçlar, başta paradan para kazanma olmak üzere, sistemin temel mekanizmalarından biridir. Egemenleri ise “finansal istikrara” tapanlardır.

Dolayısıyla söylemdeki “faiz karşıtlığı” toplumun eşitsizliklere duyduğu öfkenin istismarından, yanıltılmasından başka bir şey değil.

Üstelik bu yeni bir şey de değil.

Almanya’da iktidara gelen faşizmin en temel özelliklerinden biri de kitlelerdeki bu temel öfkeyi yanıltmak olmuştu. İktidara gelen faşizm “faiz karşıtlığını” öneriyor ve “zengin Yahudi sermayedarları” hedef aldığını söylüyordu. İktidara geldikten sonra ise Alman sanayi tekellerinin ve finans zenginlerinin sadık birer temsilcisi olduklarını kanıtladılar.

* * *

Bugün de benzer bir durum var. Benzerliğin etkisini kırmak için iktidarın sermayeyi koruyan ve onun temsilcisi olduğunu kanıtlayan eylemlerini her noktada açığa çıkartmak gerekiyor. Lakin tek başına açığa çıkartmak ve gerçekleri dillendirmek yetmiyor. Örgütsüz bir halk her konuda olduğu gibi bu konuda da yenilmeye mahkûmdur.

Her şeyden önce burada sınıf mücadelesi verenlere büyük görev düşüyor. Ferasetli, kararlı ve omurgalı bir siyaset olmaksızın bu durumu değiştirmenin hiçbir yolu yok. Üstelik güven vermeyen ve sürekli yalpalayan bir mücadelenin de insanlar açısından bir odak olarak görülmeyeceğinin bilinmesi lazım. Aksi halde “yetmez ama evet” çizgisinden “hayır” çizgisine giden yol ne yazık ki kısalıyor.

Hâlbuki bizim mücadelemizde böylesi kısa yollar bulunmuyor.

Kısa yolumuz olmadığı için de tek bir gerçeğe, emekçi halkın gerçeğine, yaslanmak zorundayız. Bu gerçek eninde sonunda rantiye düzeninin de sonunu getirecektir.

Eninde sonunda…

Notlar:

[1] Faaliyet raporunun tamamına şuradan bakılabilir: http://www.akbank.com/tr-tr/Yatirimci-iliskileri/Documents/Faaliyet-Raporlari/2016_Akbank_Faaliyet_Raporu.pdf

[2] http://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymanseyfiogun/rockefeller-2036914