Çeviri

Marx’ın kriz teorisi, sayısı artan göçmenlere dönük nefreti nasıl açıklıyor?

Donald Trump. Nigel Farage. Marine Le Pen. Geert Wilders.

Bu dört politikacının yükselişi, emperyalist ülkeleri kasıp kavuran göçmenlere dönük nefretin sembolü olmuş durumunda. Siyasi kampanyalarını yabancı düşmanlığı üzerinde yükselterek, ülkelerindeki milyonlarca insanı, göçmenlerin, ülkedeki problemlerin kaynağı olduğuna ikna etmeyi başardılar.

Ve insanlık tarihinde daha önce hiç bu kadar fazla göçmenin olmadığı bir dönemde, göçmenlere duyulan nefret, daha önce hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı.

Bu fenomeni açıklamak için kamusal söylemde hakim olan anlatı, ırk ve din temellidir. Çoğu insan Latinlerin, Siyahilerin veya Müslümanların, “beyaz üstlünlüğü”nden ötürü hedef alındığını işaret ediyor.

Bu argüman kesin olarak doğru olmakla birlikte, göçmenlere duyulan nefreti ve hiçbir dönemde olmadığı kadar fazla göçmenin olmasının nedeni açıklamıyor. Bu analiz, problemin önemli bir semptomunu teşhis ediyor ancak temel sebebini belirleyemiyor.

İnsanlar bir açıklama arıyor ancak ana-akım medya veya akademi onlara bunu veremiyor. Belki de bu sebeple giderek daha fazla insan, cevap için Karl Marx gibi devrimci filozoflara yüzünü dönüyor. 150 yıl önce yazılmış olan Marx’ın “Kapital” eserinin satış oranları, Guardian’a göre 2008 yılından beri sürekli artıyor.

Eleştirel teorik ve felsefi bakış açısına sahip Marx, zamanının çoğunu iktisat hakkında üretmeye adamıştır. Herhangi bir toplumun temelinde yatan ekonomi sistemi anlaşıldığı takdirde, diğer tüm fenomenlerin, göçmenlik gibi, daha iyi anlaşılabileceğine inanıyordu. Mecazi bir örnek olarak, ekonominin toplumu belirlemesine benzer şekilde, tohumların da bitki örtüsünü belirlemesi gibi. Buna ekonomik determinizm denir.

Ekonomik determinizm doğrultusunda Marx, kar ve özel mülkiyete dayanan ekonomik sistem olan kapitalizmin, günümüz toplumlarının problemlerinin sebebi olduğuna inanıyordu. Kitle göçleri ve göçmenlere duyulan nefret, Marx’ın ana inceleme başlıkları olmamasına rağmen, onun öne sürdüğü ekonomik teorileri, bu konuları incelemek için yine de kullanılabilir. Her şeye rağmen, 1867 yılında hakkında yazmış olduğu küresel kapitalist sistem, günümüzdeki sistemin embriyonik, gelişmemiş, ilkel olan haliydi.

Marx’ın kriz teorisi belki de iktisat alanında ürettiği en önemli teorilerinden birisidir. Karlılık oranların düşme eğiliminden ötürü kapitalizmin sürekli olarak kriz ürettiğini açıklar. Kar, bir ürünün üretiminde harcanan maliyetiyle ürünün satış fiyatı arasındaki farktan birikmiş finansal kazanç olarak tanımlanır.

Düşen karlılık oranlarının ve kriz teorisinin nasıl çalıştığını gösteren bir örnek:

ABD’de bir ayakkabı şirketinin ham madde ve maaşlara her saat bir çift ayakkabı üretmek için $50 harcadığını düşünün. Eğer ayakkabı şirketi, bir çift ayakkabıyı $80’a satıyorsa, saatte $30 kar eder.

ABD’de maaş ve ham maddelerin ücretlerinin artması durumunda, birçok kapitalist gibi, ayakkabı şirketi de kar için üretim merkezlerini gelişmekte olan ülkelere taşınırlar. Diyelim ki şirket Haiti’ye taşınma karar verdi ve her saat maaş ve ham maddeler için $30 harcıyor. Aynı çift ayakkabıyı $80’a satarlarsa, saatte $50 kar etmiş olur.

Ayakkabı şirketinin sahipleri daha fazla para kazanırken, ABD’li işçiler, işsizler ordusuna katılırlar ve Haitili işçiler düşük ücrete ve daha fazla sömürüye maruz kalırlar.

Dünyanın farklı noktalarındaki işçiler, birbirleriyle rekabet etmeye zorlandıklarından, daha az para kazandıkça, tüketici olarak daha önceden satın aldıkları ürünleri satın alamamaya başlarlar. Bu durum, hiç kimsede satın alacak para olmamasından ötürü, örneğin ayakkabı şirketinin, ürünlerini satamamasına sebep olur. Böylelikle, karları düzenli olarak azalır.

Kapitalizm bu süreç üzerine kurulu olduğu için krizler kaçınılmaz olur. Emperyalist ülkelerdeki işsizlik ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan toplu göç, üst üste biner. Donald Trump, Nigel Farage, Marine Le Pen ve Geert Wilders gibi siyasetçiler ise, kapitalist sistemin asıl sorumlu olmasına rağmen, göçmenlerin problemin kendisi olduğuna insanları ikna ederler. Bu durum, birçok gelişmiş ülkelerdeki göçmenlere karşı duyulan nefreti besler.

Marx’ın kriz teorisini ve karlılık oranlarının düşmesini anlamak, bu fenomeni doğru şekilde anlamak için çok önemlidir. İstihdamın neden hakim kapitalist ülkelerden çekildiğini, insanların neden üçüncü dünya ülkelerini terk ettiklerini ve bütün işçilerin kapitalizmin yok edilmesinde ortak bir çıkarı olduğunu açıklar. Aynı zamanda, “göçmenlerin ülkedeki işleri çalıyor” gibi mitleri de çürütür.

Kapitalizm üstesinden gelemeyeceği yeni bir krize daha ilerlerken, çıkmaz sokağa girerken, dünyadaki tüm işçi sınıfının birleşmesi her zamankinden daha da önemli hale geldi.

Marx’ın dediği gibi, “Bilime giden düz bir yol yoktur ve yalnızca dik yolların yorucu tırmanışından korkmayanların aydınlık zirveleri kazanma şansı vardır.”

 

Kaynak: http://www.telesurtv.net/english/analysis/How-Marxs-Crisis-Theory-Explains-Growing-Anti-Immigrant-Hate-20170313-0027.html

Yukarı