İbrahim Yılmaz

Üniversitelerin fakültelerinde, kampüslerinde bir hayalet dolaşıyor. Benzetmemiz bu sefer esrarengiz bir durumla bağdaştıracağımız şekilde değil. Varlığı yokluğu belli olmayan bir durumu anlatan şekilde.

Bildiğimiz üzere öğrenci gençlik 2013 yılında Gezi Parkı eylemlerinin ardından başlayan eğitim döneminde son yılların en hareketli dönemini yaşamıştı. Kampüslerde sürekli halde kitlesel işleri yapabileceği atmosferi yakalamıştı. Fakat AKP iktidarı yaşamın her alanında bu dinamiği dizginlediği gibi üniversitelerde de aynı şeyi başardı. Ucu açık, sınıf siyasetinden uzak, liberalizme göz kırpan; söylemleri ve de eylemleriyle AKP’nin ekmeğine yağ süren güruhla beraber bu atmosfer tam anlamıyla yok edilerek ardından iktidar partisi kendi baskısını misliyle arttırmıştı. Günümüze geldiğimizdeyse sosyalist siyasetteki dikiş tutmaz, ucu bucağı belli olmayan, ilkesellikten uzaklaşmış algı kendisini gençlik yapılanmalarında da iyiden iyiye hissettiriyor. Gezide ön plana çıkan 90 kuşağı meselenin “üç beş ağaç meselesi” olmadığını ciddi manada kavramış ve kararlı bir biçimde mücadeleci ruhunu ortaya koymuştu.

Somut durum böyle iken güncelde üniversitelerde sol neden yeniden bir güç ve odak haline gelmesin ki diye düşünmeden yapamıyor insan.

90 kuşağı hala üniversitelerde eğitim hayatına devam ediyor. AKP hala iktidar ve memleketin gidişatı içler acısı. Böyle bir denklem kurduğumuzda ortaya çıkan tablo bize, sözünü düşünerek söyleyen, taleplerinde kararlı ve ısrarcı, belli bir siyasal açısını oluşturmuş, hedefini belirlemiş bir öğrenci gençliği yeniden var etmeyi; bir araya getirmeyi işaret ediyor.
Referandum süreci bu açıdan öğrenci gençliğin yeniden politize olduğu yoğun bir dönemi doğallığında var etmiş oluyor. O halde kolları sıvayıp yola koyulmanın tam vaktidir.

Kampüslerde Hayır’ın sesini yükseltmenin bu kritik dönemeçte önemini idrak etmek gerekiyor. Okullarda sıkı sıkıya bir Hayır çalışmasını ortaya koymak, bunu yaparken anayasal değişiklikten ziyade rejim yapısının bir değişim içine girdiğini ve bunun aktarımını nitelikli bir siyasal alt yapıyla gerçekleştirmeliyiz. Reklamcılık algısının yerine; siyasal propagandalarla, sosyal medyaya sıkışmış apolitik tarz yerine; ayakları yere basacak bir mücadele örmeliyiz. Hatta bunu örmek zorundayız. Aksi takdirde referandum sonrası örgütlülüğü sürekli hale çevrilmemiş, mücadeleci olmayan, boşa düşen ve başarısız bir sonuçla karşı karşıya kalırız. Kısacası üniversitelerde böylesi politik bir havada kritik mevziler kazanabilir ve kampüslerde sosyalist siyaseti bu vesileyle daha hızlı bir biçimde inşa edip “hayalet” olmaktan çıkarıp artık yeniden ete kemiğe büründürebiliriz.

Türkiye’de mücadele eden herkesin işinin zor olduğu bir gerçek, gençliğin de öyle. Fakat bu topraklar yine de en zor dönemlerde Harun Karadeniz’i, Deniz Gezmiş’i, Vedat Demircioğlu’nu, Mahir Çayan’ı, Hüseyin İnan’ı ve daha nicelerini var etmiştir. 68 kuşağının “tam bağımsız Türkiye” diyen ısrarcı, devrimci, örgütlü ruhunu 90 kuşağına taşıyacak olan irade Gezi’de aynı meydanlarda birbirimizden habersiz aynı anda “hükümet istifa” diye birlikte slogan attığımız yaşıtlarımız, kampüslerde memlekete dair aynı kaygıyı duyan arkadaşlarımızdır.

Üniversiteler bizimdir! Ne gericiliğe, ne başkanlık sevdalılarına, ne de bilim düşmanlarına bırakmayacağız.