Platon’un 70’li yaşlarında Sicilya’ya gönderdiği bir mektupta hükümeti, yasaları, töreleri yöneten kişileri görünce ve yaşlandıkça bu çarkın bütününü kavradığını; doğru bir sonuca varıp politika yapmanın ne kadar zor olduğunu ve anladığını yazar.

Ama en önemli cümlesi de bu kısa yazımızın temelini oluşturur.

Okuyalım: “Çünkü dostlar ve güvenilir ‘parti’ yoldaşları olmadan hiçbir şey yapmak mümkün değildi… Ayrıca yasama ve ahlak alanında çöküntü ve çürüme şaşırtıcı bir şekilde artıyordu. Böylece, başlangıçta politika yapmaya çok hevesli olduğum halde, bu olayları gördükçe ve bütün bu plansız, amaçsız sürüklenişi inceledikçe kafam karışmaya başlamıştı.”

“Çürüme” kavramının ilk olarak politik ifadesine Platon’da rastlıyoruz. Antik klasik Yunan filozofu Platon’un istikrarsız bir politik tezatlar ve savaşlar döneminde yaşadığı malum. Yunanlıların kabile hayatının dağılışına, Atina kentinin tiranlık dönemine tanıklık etmiş. Platon, Peloponnesos savaşı sırasında doğuyor ve savaş bittiğinde ise yirmi dört yaşındadır.

Platon’un tarihsel gelişim yasasına göre bütün toplumsal değişimler alt üst oluşlar, çürüme yahut da soysuzlaşmadır ve akış halindeki bütün şeylerin, bütün türetilmiş şeylerin çürümesi kaçınılmazdır.

Siyasal olarak bugünü anlama anlatma bağlamında kimilerinin diline pelesenk olan “AKP çürütüyor”, “Toplum çürüyor”, “Edebiyat çürüyor” tespitlerinden artık fenalık geldi. Sermaye diktatörlüğüyle, emperyalizm ve gericilikle mücadelenin teorik dili ya da retoriği sadece “çürüme” olabilir mi?

Çürüme mi? Canlı organizmanın ölümünden sonra mikrobik, kimyasal ve fiziksel etmenlerin etkisiyle bozulup bileşiklerine ayrılması olayıdır.

“Çürüme” varsa eğer bu toplumsal bir olgudur yani özetle ve ısrarla söylemek gerekir kapitalizmin ürünüdür; bireylerin toplumun zayıflığı ve çaresizliğiyle çürümeyle filan açıklanamaz. En basitinden örnek verelim: rüşvet, zimmet, kayırmacılık, kaçakçılık, vazife ve yetkinin kötüye kullanılması, rantçılık vs. varsa sadece kamu gücünü elinde bulunduranların değil, ekonomik gücü yani sermayeyi elinde bulunduranlar tarafından gerçekleştirilen bir pratiktir.

* * *

Toplumsal çürümeden bahisse konu o zaman “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” hemen aklımıza geliyor.

Friedrich Engels, “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu”nu kaleme aldığı zaman tam tamına yirmi dört yaşındaydı. Engels, bu çalışmasında (aynı zamanda sosyolojik bir çalışma olarak da görmek mümkündür) sefil mi sefil koşullar altında işçilerin ne tür insanlar haline geldiklerini, fiziksel, zihinsel ve ahlaki statülerinin ne olduğunu anlatır. Zira yazgısı zaten sallantılı olan işçi üzerinde, makinelerdeki dur durak bilmeyen ilerlemenin yarattığı, yaşadığımız 21. yüzyılda süren “yarın ne olacak?” belirsizliğinden ileri gelen moral ve sinir bozukluğunun altını çizer. Yine işçiler emekçiler için umutsuzluktan kaçış adına, ona açık olan yalnızca iki çıkmaz vardır: Ya hem kafasının içinde, hem dışa dönük olarak burjuvaziye isyan; ya da sarhoşluk ve genel ahlaksal çözülme ve pek doğal ki İngiliz işçileri her ikisine de sığınmaya mahkûmdurlar.

Engels, bu çalışmasında çürümenin işçiler açısından makinelere nezaret etmenin, kopan iplikleri bağlamanın işçilerden düşünme yeteneği isteyen bir iş olmadığı vurgusunu yapar; ama işin kendisi yine de zihnini başka şeylerle meşgul etmesini de engelleyen türden bir iştir. Ayrıca bu işin, adalelere de hareket fırsatı tanımadığını söyler. Demek ki, sözcüğün tam anlamıyla düşünülürse bu bir iş değildir, sıkıntıdır; düşünülebilecek en uyuşturucu, en yıpratıcı bir süreçtir. İşçi bu azami tekdüzelik içinde beden ve zihin güçlerinin çürümesine mahkûm edilmiştir; onun misyonu, sekiz yaşından itibaren her gün, gün boyunca canının sıkılmasıdır.

* * *

Hâsılı günümüz itibariyle “Çürüme” tespiti yapan sol özneler her ahval ve şerâit içinde Marksist-Leninist bir teorik saptama yapmazlar. Onlar “dostlar ve güvenilir ‘parti’ yoldaşları olmadan hiçbir şey yapmaları mümkün” olmayanlardır. İşçi sınıfı çürüyen ya da eskimiş siyah-beyaz sevgili fotoğrafıdır.

Ek olarak “yasama ve ahlak alanında çöküntü ve çürüme şaşırtıcı bir şekilde” artarken politika yapmaya çok hevesli oldukları halde, bu olayları gördükçe ve bütün bu plansız, amaçsız sürüklenişi inceledikçe kafası karışmaya başlayanlardır.

“Çürüme” tespiti yapan sol özneler Marksist-Leninist değil Neo-Platon’cudurlar. Nokta.