Sermaye diktatörlüğünün biz emekçiler için her geçen gün daha da ağırlaşan koşullarında, işsizliğin hızla arttığı günümüzde verilen iş ilanlarında sıklıkla karşımıza çıkan bir ibare vardır: Esnek çalışma saatlerine uyumlu.

Emeğini satarak geçimini sürdüren ve sürdürecek olan emekçiler için bu ibarenin baştan sona sorunlu olmasının nedenini anlamak zor olmasa gerek. Söz konusu esnekliğin gerçekteki uygulaması, konuya uzak birinde ilk çağrıştıracağı biçimiyle geç biten mesainin ertesi gününde mesainin geç başlaması değil kesinlikle; iş gününün yasal olarak öngörülen ve/veya iş sözleşmeleriyle güvence altına alınan saatte bitmeyip işçi ve emekçilerin zorla fazladan ve mesai ücreti verilmeden, bedavaya çalıştırılmasıdır. Kuralsız çalışmanın kural haline geldiği yerlerde sıklıkla görülen esnekliğin süreklileşmesindeki en büyük dayanak ise işini kaybetme korkusunun aşılanmasıyla başlayan psikolojik şiddet (mobbing) yöntemleridir. Patronlar ile işçiler arasında yapılan iş sözleşmesi hükümleri uyarınca ek-mesailer reddedildiğinde patronların en büyük silahlarından biri olan mobbing devreye girmektedir. Bir diğer deyişle, esneklik mobbing ile sürdürülmektedir.

Mobbing nedir?

İngilizce kökenli mob sözcüğünden türeyen mobbing, kavram olarak zorbalık, psikolojik saldırı, rahatsızlık ve sıkıntı vermek anlamlarını taşımaktadır. Yönetim ve denetimin zayıf olduğu kurumlarda, yöneticilerin ve patronların, astlarını sistematik baskı altında tutarak uyguladıkları psikolojik saldırılar da mobbingin çeşitli biçimleridir.

“Yapamıyorsan bırak”, “çalışmak istemiyorsan git”, “yerine başka birini buluruz”, “aldığın paraya şükret”, “sokakta dünya kadar işsiz insan var” gibi tümceler, mobber’lar tarafından sıklıkla söylenmektedir ve tahmin ediyorum ki birçoğumuz duymuşuzdur.

Psikolojik bir saldırı biçimi olan mobbingin temel nedeni kuşkusuz kârdır. Merkezinde emek sömürüsünün bulunduğu, birim zamanda daha fazla üretim yapma amacıyla baskı uygulama, çalışma süresini uzatma ve işten çıkarılma durumunda işçi ve emekçilerin tazminat ve diğer haklarının verilmeyerek istifaya zorlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılmaktadır. Toplum içinde rencide etme, itibarsızlaştırma, küçük düşürme, kişiliğe saldırma, niteliğinden düşük işler verme ve kişiye kendini değersiz hissettirme biçiminde ortaya çıkan mobbinge karşı savunma mekanizmalarını geliştirmek de yine işçilerin-emekçilerin kendi ellerindedir.

Kurulu bir işleyişin olmadığı durumlarda sıklıkla uygulanan mobbing, patron ve yöneticilerin; kâr hırsı ve bununla doğrudan ilişkili aşırı denetleyicilik, meslek etiğine aykırı davranma ve hileli iş yapmaktan çekinmeme, narsist kişilik bozukluğu gibi özelliklerinden ileri gelmektedir. Mobbingin olağanlaştığı günümüzde işçi ve emekçiler olarak sormamız gereken soru şudur: Mobbing’e nasıl karşı koyacağız?

Mobbing bir düzen sorunudur!

Mobbing uygulamalarına karşı koymak için, öncelikle sorunun bir düzen sorunu olduğunu kavramak gerekir. Çalışma yaşamının kuralsızlaştığı ve kuralsızlığın kurala dönüştüğü günümüzde, sermaye diktatörlüğü mobbingi de beraberinde getirmektedir. Sektörel bir dağılım yapmak zor olmakla birlikte, kalifikasyonun düşük olduğu inşaat, maden gibi beden emeğinin ağırlıklı olduğu sektörlerde ve işsizliğin yüksek olduğu hizmet sektöründe mobbingin yaygın olduğunu öngörebiliriz. Bu öngörü kesinlik taşımamakla birlikte sınıf hareketine dönüştürülebilecek bir örgütlenme potansiyeli barındırması nedeniyle bize önemli referanslar da vermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2016 yılı Ekim ayı verilerine bakıldığında çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. [1]

Mobbinge bireysel olarak karşı koymaya çalışmak kısa süreli sonuç verebilecek olmakla birlikte uzun erimde kesin sonuç vermeyecektir. İşyerinizdeki mobbingin son bulması durumunda bile, bir başka işyerinde mobbing büyük olasılıkla karşınıza çıkacak, üstelik mimlenmiş olarak daha fazla mobbingle karşı karşıya kalabileceksiniz. Bundan dolayı, günlük çıkarlarımızın değil de tarihsel çıkarlarımızın mücadelesini vermemiz gerekmektedir. Mobbingin kesin çözümü, emek ve emekçi düşmanı sermaye diktatörlüğüne HAYIR! deyip, emeğin egemenliğini kurmaktır.

Esnekliğe HAYIR!

Yazımızın buraya kadarki bölümünde esnekliğin mobbing ile sürdürüldüğünü ve mobbingin de bir düzen sorunu olduğunu anlatmış olduk. Peki, o zaman soralım:

Siz esnek misiniz?

Ya da ne kadar esneksiniz?

Yurdumuzun yağmalanmasına ses çıkarmayacak kadar mı?

İşsiz kalmamak adına ücretli kölelik düzenine tamah edecek kadar mı?

Duruşunuzdan, değerlerinizden taviz verecek ya da boyun eğecek kadar esnek misiniz? Patronlara ve sermaye diktatörlüğüne geçit verecek kadar mı?

Yoksa ‘başkanlık’ adıyla bir ‘diktatörlük’ kurulmasına göz yumacak kadar mı?

“HAYIR!”

“Esnek değiliz, olmayacağız!” diyorsanız,

“Kölelik düzenine geçit yok!” diyorsanız,

“Sermaye düzenine boyun eğmeyeceğiz!” diyorsanız,

“Başkanlık diktatörlüktür!” diyorsanız,

Başkanlığa HAYIR Komiteleri’nde örgütlenmenin zamanı gelmiştir.

* * *

Link: http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1007Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu /  İstatistiksel tablolar ve dinamik sorgulama / istatistiksel tablolar / işgücü istatistikleri / detaylı işgücü istatistikleri / Özet işgücü / Nüfusun işgücü durumu konumunda 15 yaş üzeri nüfusun işgücü durumu istatistikleri 2016 yılı Ekim ayı verileri (bin kişi) aşağıdaki gibidir:

Toplam nüfus                       : 58.990

İşgücü                                    : 30.914

İstihdam edilen                    : 27.267

İşsiz                                        : 3.647

İşsizlik                                    : %11,8

Tarım-dışı işsizlik                  : %14,1