Kerem Usluer

Önümüzde Başkanlık yasası olarak bilinen Anayasa değişikliği, bizi yeniden sandığa götürecek ve ülkemiz tarihinde altıncı kez Evet/Hayır seçimi istenecek. Bu oylamanın sonucunda Evet çoğunluk sağlarsa hep beraber yeni bir döneme gireceğiz ve bu dönemin neler götüreceğini çok iyi biliyoruz. Ancak bugün güçlü yapılacak bir “Hayır” kampanyası sonrası “Hayır” çoğunluk sağlarsa yarınlara daha güvenli bakacağımızı da biliyoruz.

Halk oylamasının dünya tarihi çok eskilere dayansa da biz ancak 1960’ta gerçekleşen Anayasa oylaması ile tanışmış olduk. 20 yıl sonra yapılan ikinci darbe ile yeniden bir anayasa oylaması ile yaşantımıza giren referandum son dönemlerde sık tekrar edilir oldu. Peki bu tekrarlar nasıl başladı?

Sermaye sınıfı ve emperyalizm, işçi sınıfı mücadelesinin önünü kesmek, sömürü düzenini sağlamlaştırmak, toplumsal mücadeleyi susturmak için 12 Eylül darbesini gerçekleştirdi. Binlerce kişiye işkence uygulayan, tutuklayan, katleden sermayenin askeri gücü, bir süre sonra yaptıklarını meşru zemine oturtmak için, ortadan kaldırdığı anayasanın yenisini hazırlamaya başladı. Ekim 1981’de açılan Danışma Meclisi’nde önce 15 kişilik komisyon oluşturuldu ve 8 ay sonra Danışma Meclisi’ne oylandı. Kamer Genç’in tek kişilik hayır oyuna karşılık yasa kabul edilerek MGK onayına sunuldu.

Halk oylaması için Beyaz renk ile temsil edilen “Evet” için Kenan Evren yurt içinde kampanyaya başladı. Mavi renk ile temsil edilen Hayır ise elbette yasaklıydı. Sıkıyönetim, mavi renk ile yazılan haber, köşe yazısı ve karikatürleri bile sıkıca takip ediyordu. İstanbul’da belediye otobüslerinde aylık Mavi Kart’a zam haberi bile korku ile yapılıyor söylentileri dolaşıyordu.

Bu şartlar altında Anayasa, 7 Kasım 1982’de oylamaya sunuldu. 18 milyon 885 bin 488 seçmenin katıldığı oylama sonucu 17 milyon 215 bin 559 seçmen “Kabul” (yüzde 91,37), 1 milyon 626 bin 431 seçmen ise “Ret” (yüzde 8,63) oyu kullandı.

1987

Bu oylamadan 5 yıl sonra 6 Eylül 1987’de yeni bir oylamaya gereksinim duyuldu. O günün iktidarı ANAP ve Özal, iktidarlarının üzerinde “gölge” olan yasaklı liderlerin siyaset sahnesine dönmemesi için halk oylamasına gitti. Henüz %91 Evet oyunun dumanının soğumamış olması şartları daha da uygun hale getirdi. Bu sefer iktidar Hayır oyunun peşindeydi ve rengi turuncuydu. Mavi renk ise bu sefer Evet’ i temsil edecekti. Belki de mavi renk ile 82 seçimlerinin kampanyalarına gönderme yapılmıştı. Görece iki taraf da bir önceki oylamaya göre daha rahat kampanya yapıyordu.

24 milyon 436 bin 821 seçmenin katıldığı bu oylamanın sonucunu 86.066’lık bir fark belirliyordu. 11 milyon 711 bin 461’i “Evet” (Yüzde 50,36), 11 milyon 636 bin 395’i (Yüzde 49,84) “Hayır” çıkmıştı.

1988

“Burjuva demokrasisi” yasakların kalkması ile rahatlamıyordu. Kısa bir süre sonra ANAP iktidarının yeni bir hamlesi geliyor, yerel seçimlerin erkene alınması oylanıyordu. İktidar istediği Evet oyuna beyaz rengi layık görmüştü. Mavi rengin ihaneti unutulmamış ve Hayır için kahverengi seçilmişti. Siyasi yasakların kalkması, Özal’ın rakiplerinin elinin güçlenmesine neden oluyor ve baskın erken seçime Hayır denmesi için var güçleri ile çalışıyorlardı. Ve kaybeden bir kez daha ANAP iktidarı oldu. 25 Eylül 1988’de yapılan bu oylamada seçmenlerin yüzde 65 ‘i değişiklik için “Hayır”, yüzde 35’i “Evet” oyu kullandı.

Yüzde 92’ye varan onaydan sonra yaşananlar 1982 Anayasası’nın ne şartlarda kabul edildiğini ve neye hizmet ettiğini bize gösterdi. AKP ile beraber 2005 yılında yeniden hayatımıza giren halk oylamaları, giderek iktidarların daha çok yetki istedikleri bir döneme girdiklerini de gösteriyor.

Sıkışan sermaye, toplumu baskı altına alarak daha büyük birikimler sağlamak, kârlarını arttırmak, sınıf mücadelesini etkisizleştirmek için şimdi de yeni bir yol deniyor. Bu yolun en önemli aracı ise toplumu daha da geriye itecek olan, cumhuriyetin tüm kazanımlarını yerle bir edecek olan anayasa oylaması. Gelinen süreçte bu yolun taşlarının geçmişte yapılan anayasa değişiklikleriyle döşendiğini görmek gerekiyor.

2007: 19 yıl aradan sonra tekrar referandum

19 yıllık bir aradan sonra 21 Ekim 2007’de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ve görev süresinin 5+5 olarak düzenlendiği yeni bir oylama yapılmıştı. Bu sefer oylamada oy pusulası ve Evet/Hayır mühürleri kullanıldı. Bu oylamada seçmenlerin 28.794.216’sı sandığa gitmiş; 28.142.781 geçerli oydan 19.422.714 Evet, 8.744.947’si Hayır oyu kullanmıştı. Katılmayanlara para cezası uyarısı da faydalı olmamış, en düşük katılım oranı gerçekleşmişti. Halk oylaması gününe kadarsa hangi metnin oylanacağı tartışmaları da sürmüştü.

2010: İkinci 12 Eylül, Türkiye’nin dönüm noktalarından biri

Ve üç yıl sonra, Yetmez ama Evet omurgasızlığı ile anımsanacak bir referandum daha gerçekleşmiş, HSYK, Danıştay ve Yargıtay’ın yapısında köklü değişiklikler yapılmış, bugün terör örgütü diye tanımlanan bir yapının bizzat emek verdiği anayasa değişikliği oylanmıştı. Hatırlayınız, Fethullah Gülen bu oylama için “Mezardaki ölüleri bile kaldırarak oy kullandırın” diye açıklamalarda bulunmuştu.

“Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” anlayışına sahip sermaye iktidarı, 12 Eylül’ü bir havuç olarak sunmuş, kandırılmaya, aldatılmaya alışık bilumum aydını peşine takmayı da başarmıştı. 12 Eylül’de yapılan referandum sonucu %58 evet %42 hayır ile sonuçlandı.

Görülmesi gereken, son iki referandumun sonuçlarının bizi bugüne getirdiği ve önümüzdeki süreçte de hukuk devletinden diktatörlük rejimine geçişin oylanacağı gerçeği.

1982 Anayasası sıkıyönetim koşullarında oylanmıştı, 2017 oylaması öncesi ise OHAL var.

1982 yılında hapishaneler dolmuştu, şimdi de özellikle medya üzerinde bir korku, sindirme operasyonları ve daha nicesi…

1982 Anayasası öncesinde darbe sol üzerinden silindirle geçmişti. Ama mücadele ve kavganın bitmesine engel olmadı. Geçen yıllar içinde direncin hiç kırılmadığını da bir kenara yazmayı unutmamak gerekir.

Cumhuriyet’in temel değerlerinin ortadan kaldırıldığı, emperyalizme bağımlılığın tavan yaptığı, yeni Osmanlı hayallerinin Ortadoğu’da savaşın içinde girmek olduğunun açığa çıktığı ve gericiliğin tüm toplum üzerinde hegemonyasını bir kere daha ve yeniden tesis etmeye çalıştığı günlerden geçiyoruz.

Ancak tüm bunların tersine çevrilmesi ya da ortadan kaldırılması mümkündür. Tarihten gelen gücü ve direnci ile bu ülkenin komünistleri ülkeyi gericiliğe, diktatörlüğe teslim etmemek için dün olduğu gibi bugün de, yarın da mücadeleye devam ediyor.