Sema Barkıs

Başkanlık Anayasası’nın oylanacağı referandum sürecindeki tek stratejisi MHP’nin AKP’ye bir kez daha koltuk değneği olmasıyla boşalan “muhalif sağ”ın boşluğunu doldurmak olan CHP, bu stratejisi kapsamında Milliyetçi Hareket Partisi ve Devlet Bahçeli üzerinden MHP kamuoyuna mesaj yollamaya devam ediyor.

Hatırlanacağı üzere dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile bir araya geldi ve Meclis’te onaylanan anayasa maddelerine dair “endişelerini” dile getirdi. Basının karşısına çıkan iki parti lideri, görüşmelerin içeriğine dair herhangi bir detay paylaşmamış olsa da, Kemal Kılıçdaroğlu, bu görüşmenin “tarihi bir sorumluluk” nedeniyle gerçekleştiğini kaydetti. “Kaygılarını” MHP lideri ile paylaşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, görüşmeye dair ise “Ben kaygılarımı iletmek zorundaydım, o yüzden bu randevu gerçekleşti, çünkü tarihe karşı sorumluluğumuz var…” ifadelerini kullanmakla yetindi. Görüşme sonrasında aynı zamanda MHP’nin “demokrasi tarihinin çok önemli bir partisi” olduğunu da iddia etmeyi ihmal etmedi Kılıçdaroğlu.

CHP’nin “Hayır” çalışması elbette sadece Bahçeli’yle görüşüp “kaygılarını” dile getirmekle de sınırlı kalmadı(!). Görüşme sonrasında hızını alamayan Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter’daki kişisel hesabı üzerinden “Biz mücadelemizi sarayda oda kapıp, cep doldurmak için değil; milletimize karşı sorumluluğumuz olduğu için yapıyoruz! Vatan için yapıyoruz!” mesajını paylaşarak, “isim vermeden karşısındakine laf sokan Twitter ünlüleri” kervanına katıldı.

Meclis muhalefetinin sefilliği ve sol akıl:

Bu ülkede yaşayan aklı başında herhangi bir insan, kendisini Cumhuriyet’in kurucu partisi olarak tanımlayan CHP’nin, kurduğunu iddia ettiği Cumhuriyet’in temel niteliklerinin değiştirilmesi yönünde atılan adımlara cevap vermesi, bu adımlarla canhıraş bir şekilde mücadele etmesi gerektiğini, halkı da bu görev için seferber etmeye çalışacağını düşünecektir. Bu ülkede yaşayan aklı başında herhangi insanın rahatlıkla düşünebileceği bu noktayı “düşünmeyen” CHP ise, Cumhuriyet’in temel niteliğini değiştiren ve onun yerine resmi bir tek adam rejimi kurması öngörülen anayasa değişikliği sürecinde, bu değişiklikleri içeren maddeler leblebi gibi mecliste geçirilirken, Binali Yıldırım’la çay içmekte, Bekir Bozdağ ile el ele tutuşmakta beis görmüyor.

CHP’nin bu denli işçi ve emekçi sınıfların gündeminden uzaklaştığı, sorunlarına çare olmak için çabalamadığı başka bir dönem olmamıştır herhalde. En azından kerhen de olsa yıllarca “öyleymiş” gibi göründüğü ortanın-solu gömleği CHP’ye birkaç boy beden birden bol gelir durumda. Tam da ülkemizin içinde bulunduğu böylesine kritik bir noktada önümüzde duran soru ise, Başkanlık Anayasası’nın nasıl engelleneceği sorusu.

Cevabı hiç uzatmadan vermiş olalım; halkın ipleri kendi ellerine alacak, özneleşecek ve “Hayır!” tavrını ev ev, mahalle mahalle örgütleyecek. CHP’nin yönetiminden hiçbir şey beklemeden kendisi özne olacak ve üniversitelerde, iş yerlerinde, kahvelerde, otobüslerde her yerde Hayır! tavrını kendisi örgütleyecek. Unutulmasın, “Tarihe karşı sorumluluğumuz” var.