Köşe Yazıları

Cengiz Kılçer yazdı: John Berger ya da yoldaş Elena Çavuşesku iyi ki doğdun

Cengiz Kılçer yazdı: John Berger ya da yoldaş Elena Çavuşesku iyi ki doğdun

John Berger bu dünyadan göçünce bir şeyler yazmak ihtiyacını hissetmekle beraber matbu ya da sosyal medyanın boz bulanık mecralarında ünlü ünsüz, ilgili ilgisiz o kadar çok ve hemencecik yine kendi tespitleriyle “duyar kasan” yazıları okuyunca, yazmaktan imtina ettim.

Herhalde benim ya da bizlerin mi demeliyim bilmediği, okumadığı başka bir John Berger var…

Yazı yazıyorsak, bir duruşun ve bir tavrın arkasında değil, bir dünya oluşturmanın mimarıysak, öncüsüysek eğer bizden öncekileri borcumuz vardır ve tabii ki bu isimlerden birisidir John Berger.

John Berger görmeyi öğretmişti değil mi? O zaman ona layık olup hangi nesneye bakarsanız bakın anlamak ve anlatmak zorundasınız. Çünkü “Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler. İnsanların Cehennem’in gerçekten var olduğuna inandıkları Ortaçağ’da ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Gene de onlardaki bu cehennem kavramı -yanıkların verdiği acıdan olduğu ölçüde- ateşi her şeyi yutan, kül eden bir şey olarak görmelerinden doğmuştur.” (Görme Biçimleri s. 8)

Ben kendi görme biçimimi bir videoya odaklıyorum. Bu videoda neler var ona bakıyorum: Nikolay ve Elena Çavuşesku’nun katledilme görüntüleri bunlar.

Elena Çavuşesku

İnfazdan önceki görüntüleri merak edenler sosyal medyadan bakabilir. Nikolay ve Elena Çavuşesku kendisini “yargılayan katillerin suratına neler söylediler?

Şunları söylediler:

Elena: (Kollarını bağlamaya çalışan katillere) Birlikte ölmeye hakkımız var. Bizi öldürmek istiyorsanız birlikte öldürün.

Nikolay: (Kollarını bağlamaya çalışan katillere) Bizi bağlamayın bu çok aşağılayıcı!

Elena: (Kollarını bağlamaya çalışan katillere) Bana dokunma.

Nikolay: İsteğim şeyi yapmaya hakkım var.

Elena: Yazıklar olsun!

Nikolay: Yazıklar olsun!

Elena: (Kollarını bağlamaya çalışan katillere) Ben sizi bir anneniz gibi yetiştirdim.

Elena: (Kollarını bağlamaya çalışan katillere) Dur. Buna bir son ver. Kolumu kırıyorsun. Bunu niye yapıyorsun?

Katillerden biri: Şimdi size kimse yardım edemez.

* * *

İkinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmış ve iç işlerinde de öyle devasa herhangi bir zayiat yaşamamış ABD, dünyaya pazarına kolayca hükümran olacağını umuyordu. Siyasî, askeri, iktisadi ve ideolojik bağlamda ise karşısındaki tek ve en büyük sorun yani düşman vardı oysa: Sosyalizm. Dolayısıyla ABD dış politika kurumlarını bu düşmanı yok etmek üzere harekete geçirdi. 1917 Büyük Sosyalist Ekim Devriminden 2. Dünya Savaşı’na dek ABD emperyalizminin hem dâhili, hem de hârici politik çizgisinin temeli dün ve bugün de olduğu gibi anti-komünizmdi. Araçları ise günümüzde adlarını ve yüzlerini değiştirse de CIA, Rockefeller, Ford Vakıfları, Dış ilişkiler Konseyi, Marshall Planı, vesaire gibi kurumlardı.

1980’lerin sonlarına doğru Balkanlar ve Doğu Avrupa’ya dek domino taşı gibi yaşanan, ABD destekli “sivil toplum direnişleri” ve darbe hareketlerine tanık oldu.

O dönemin özünde neler getirip, götürdüğü nasıl bir insani, ideolojik kültürel yıkım getirdiği üzerine soru sorsanız, sonsuz sayıda yalanlar üreten Transitologists’lere (geçiş süreci uzmanlarına) göre olanlar sadece “Doğu Avrupa’daki dönüşüm ve bütünleşme süreçleri”dir…

Evet, sadece ve sadece rakamlarda kadar soğuk, rakamlar kadar gerçek… “Bu süreçler Doğu Avrupa’nın küresel kapitalizme eklemlenişinin aşamalarını ifade eder ve neoliberal politikaların elverişli koşullarda gerçekleştirilmesine zemin oluşturan bir dönemdir.”

Bu kadar olmadığını biliyoruz elbette.

Bu ülkelerden biri de Romanya’ydı.

Romanya’da, düzen karşıtı ilk gösteriler Macar kökenli László Tőkés adlı bir papazın kılavuzluğunda 16 Aralık 1989’da Temeşvar şehrinde başlamıştır. Başkaldırı çok kısa sürede başkent Bükreş’e yayılarak gelişmiştir. Bu sırada Nikolay Çavuşesku, “kendisine bağlı güçlerin” komünist partinin ve ordunun yardımıyla gücünü koruyabileceğini umut etmişse de Çavuşesku yalnız bırakılmış ve eşi Elena birlikte 25 Aralık 1989 günü sinsice ve hızlı biçimde yargılanmadan ve kurşuna dizilerek katledilmişti.

* * *

Sevgili Kıvılcım Çağla yoldaşımızın, dostumuzun “Moldova’nın Trajedisi” (soLportal14/04/2009) başlıklı makalesinden alıntı yapıyorum:

“yurt dışındaki hesaplarını araştıran parlamento komisyonu başkanı Sabin Kutaş, Romanya televizyonuna verdiği demeçte, Çavuşesku’nun yurt dışında gizli banka hesaplarının olmadığının ve yurt dışındaki devlet parasını kullanmadığının açığa çıktığını ifade etti. Oysa Çavuşesku’yu alelacele katleden liberal demokrat katiller sürüsünün ona karşı başlıca iddialarından biri bu idi. Bu liberal katiller güruhu Çavuşesku’nun yurt dışında 1 milyar dolarlık banka hesabı olduğu ve bu parayı kullanarak yurt dışına kaçmaya çalıştığı yalanını uydurmuşlardı. Çavuşesku’yu yakından tanımış olan mimar Kamil Rogunski’ye göre Çavuşesku çok tutumlu hatta cimri biri idi. Devlet mülkiyeti ile karışmasın diye kendi özel eşyasının bile envanterini çıkartmıştı. Çavuşesku’nun damadı Mirça Opryan da Rogunski’nin sözlerini doğruluyor ve Çavuşesku’nun Bükreş’teki başkanlık konutundaki devlet mülkiyetinin kaybolmasın ve özel ellere geçmesin diye en ince ayrıntıya varana dek envantere geçirilmiş olduğunu söylüyor.”

* * *

Son olarak bugünün Romanya’sına bakın küresel kapitalizme eklemlenmiş Romanya’ya yani.

Romanya Cumhurbaşkanı, seçimleri kazanan Sosyal Demokrat Parti’nin (PSD) ülkenin ilk kadın ve Türk kökenli Müslüman başbakanı olması beklenen Sevil Shhaideh’in adaylığını reddetmiş.

Kapitalist Romanya’nın Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis, Shhaideh’in başbakanlığını neden reddettiğine dair bir açıklama yapmadı ama kararın Shhaideh’in Suriyeli eşinin Suriye Devlet Başkanı Esad ve Hizbullah ile ilgili ‘olumlu değerlendirmelerde bulunmuş olmasıyla ilgisi olduğu düşünülüyor.

Yukarı