Yandaş vakanüvisleri, sosyal medyadaki operasyon hesaplarını, hükümet yetkililerini, AKP’lileri dinlediğinizde ortada bir masal var. En uyduruk komplo teorilerine bile rahmet okutacak cinsten bir saçmalıklar yığını boca ediliyor. Varsa yoksa “üst akıl”.

Daha iki gün önce yılbaşının kutlanması devlet eliyle gayrimeşru ilan edilmemiş, Alperen Ocakları gibi kontrgerilla örgütleri sağda solda Noel Baba’nın kafasına silah dayamamış, sakallı cübbeli gericiler İzmir’de, Kadıköy’de yılbaşı ile Noel’i eşitledikleri bildirilerle dine çağırmamışlar gibi “Türkiye’nin birçok cephede yeni istiklal mücadelesi verdiği ve terör örgütleri ile mücadelesinde büyük başarılar sağladığı bu dönemde ‘Üst akıl’ son bir  saldırı  için düğmeye bastı” diye yazıyorlar.

“Üst akıl” kimdir, nedir? Açıklaması yok.

Arada bir Twitter üzerinden yürütülen kampanyalara bakılırsa “İngiliz derin devleti”. Bir ara AKP’lilerin dilinde olan ama sonra vazgeçilen ve fakat yine de arada ifade edilen görüşlere göre ABD. Biraz daha “uzman” gözükmek isteyenlerin en çok söylediklerinden biri de CIA. Ya da hepsi birden “derin NATO, ABD ve Avrupa Birliği’nin bazı ülkeleri”.

Bir yere, AKP’lilerin ağızlarına alamayacakları emperyalizme, işaret ettiği doğrudur. Ama adını koymayıp böyle gölge bir düşman haline getirince herhangi bir şey yapmaya da gerek kalmıyor. Üstelik aynı anda herkesin propagandasını yapan “terörist”leriniz de oluyor. Artık siz bir taraftasınız ve tüm dünya karşı tarafta. Bir taşla iki kuş.

Hadi diyelim ki böyle. “Üst akıl” herkesi kontrol ediyor. Hem de herkesi kontrol ediyor. Siyaset alanı diye bir şey de yok. Siz ne derseniz o doğru, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yazan laiklik ilkesini hatırlatmak bile bir “kaos planı”nın parçası.

Peki o zaman “Fırat Kalkanı” harekatının bir yıl boyunca ABD ile planlayan AKP hükümeti hangi planın parçası? Genelkurmay ile bağlantı kurması için ABD Merkez Ordusu’ndan general görevlendirilmesini kabul eden AKP hükümeti hangi planın parçası?

Yakın bir zamana kadar “öfkeli gençler”, “Müslümanlar karşılık verebildiklerini gösteriyor” denilen örgüt “üst akıl” ile ne zaman ilişkilendi? Gazete Manifesto’nun kamuoyuna duyurduğu IŞİD’in Gaziantep’te “kadın köle pazarı” kurduğuna yönelik haberlerin üzerine yapılan suç duyurusu sonrasında bir kaç günde açılan davanın bir ay içerisinde beraat kararıyla üstünün kapatılması hangi planın parçasıydı? Hiçbiri kelepçelenmeyen ve onlarcası serbest bırakılan militanlar nasıl bu muameleye tabi tutuluyordu?

İddia, “2017 yılına girildiği ilk saatlerde İstanbul Ortaköy’deki Reina gece kulübüne yönelik terör saldırısı ile Türkiye’ye topyekün saldırının da düğmesine basıldı” olduğuna göre ve El Bab’da Koalisyon uçaklarının Türkiye’ye destek sunmadığından şikayet edildiğine göre yapılması gereken İncirlik’in kapatılması ve NATO ile ilişkilerin kesilmesi midir yoksa ağzına geleni söyledikten sonra Amerikalılar geldiğinde “samimi pozlar” peşinde koşulması mıdır?

“Üst akıl”, aynı anda Reina’ya saldırıyor, şike iddialarına ilişkin ses kayıtlarını servis ediyor, kahvehanelerde laiklik çağrısı yapıyor, sosyal medyada uzun süredir pasif olduğu iddia edilen “Gezici hesaplar”ı yeniden aktive ediyor, bir yandan mekanın sahibinin Alevi olması üzerinden bir yandan Diyanet’in “yılbaşı hutbesi” üzerinden provokasyonlar deniyor.

AKP’nin açıkça korumaktan çekinmediği çocuk tecavüzleri, hiçbir güvenlik önlemi alınmayan kaçak yurtlar, Kuran kurslarında katledilen çocuklar, kadın cinayetleri, madenlerde kaderine terk edilen işçiler, açlıkla ve soğukla boğuşanlar, dinci gericiliğin ve cihatçı terörizmin marifetleri ortaya dökülürse toplum tahrik edilmiş ve provokasyon yapılmış olacak.

Mesela AKP çoğunluğunun “Meclis Başkanı” olarak görevlendirdiği İsmail Kahraman her aklına geldiğinde “laiklik Anayasadan çıkartılmalı” diyecek…

Mesela hakkını arayan işçilere karşı patronlardan yana durmaktan ve halka karşı dini AKP iktidarına alet etmekten geri durmayan, altlarındaki milyonluk makam araçlarının hesabını vermeyen Diyanet İşleri Başkanlığı Hristiyan yurttaşların dini bayramları Noel’i kutlamalarını, yurttaşların yılbaşı vesilesiyle eğlenmelerini, piyango çekilişlerini hedefine alarak “kendini unutanlar, değerlerimizle örtüşmeyenler, gayr-i meşru tutum ve davranışlar sergileyenler, yılbaşı eğlenceleriyle israf edenler” diye hedef gösterdiği yurttaşlar için “düşündürücü” ve “üzücü” diyecek…

Mesela mahkeme kararlarına göre terör örgütü olan Hizb-ut Tahrir, İstiklal Caddesi’ne çıkıp Rusya Başkonsolosluğu önünde Halep’teki cihatçı teröristlerin yenilgisini “katliam” yaygarasıyla gizlemeye çalışıp gösteri düzenlediğinde polis çıkıp basın açıklaması yapıldığını, basın açıklaması için de bir izin alınması gerekmediğini, vatandaşların istedikleri yerde basın açıklaması yapmakta özgür olduklarını söyleyecek…

Hep birlikte susacağız…

IŞİD’e karşı laiklik dersek dindarlarla çatışma istiyor olacağız, İçişleri Bakanlığı Twitter üzerinden bizleri hedef gösterecek, terörle mücadele polisleri tarafından gözaltına alınıp, tutuklanacağız…

Reyhanlı katliamından sonra katledilenler “Sünni kardeşlerim” diye ayrılacak, Suriye’de altı yıldır “Hristiyanlar Beyrut’a, Aleviler mezara” diye bağıranların donuna kadar örtülü ödenekten, vergilerimizden alınacak ama biz mezhep çatışması “oluşturmak” isteyeceğiz…

Rusya Büyükelçisi’ni öldüren aktif bir çevik kuvvet polisi olacak, 15 Temmuz’da halkın üzerine tank sürenler yıllarca ordudan tasfiye edilmelerini engelledikleri, savcısı oldukları davalarla görevden uzaklaştırılan subayların yerine yükselen Fetullahçılar olacak ama kemalistler, solcular, kendilerine karşı, muhalif kim varsa, yıllarca devleti teslim ettikleri FETÖ ile, kısaltmasını bile doğru düzgün söyleyemedikleri IŞİD ya da Arapça kısaltmasıyla DAEŞ ile, bir ara liderine övgüler düzdükleri PKK ile birlikte anılarak suikast düzenlemekle, askeri darbe yapmakla suçlanacağız…

Kendileri 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın ilk açıklamasını yayınlamaktan korkacak, Erdoğan Aydın Doğan’ın CNN Türk ekranından ilk kez konuşacak ama sonra aynı Doğan medyası ile el ele Fetullahçıların hedefindeki Ahmet Şık, Oda TV ve diğerleri şimdi onların emrinde kaos için çalışacağız…

Anayasa’nın laiklik ilkesini savunmak, hatırlatmak bile suç olacak ve “laikliği kaşıyan bir iç çatışma amacı” taşıyacağız…

Sürekli tehditler savuracaklar ve biz, hep birlikte susacağız…

Hiçbir zaman olmadı, yine olmayacak.

AKP’nin altı yıl boyunca Suriye’yi paramparça eden politikalarının iflas etmesiyle Türkiye’nin varlığı tehdit altına girmiş, bir felaketin içinde olduğu doğrudur. Türkiye’nin sınırlarının tartışmaya açıldığı da. Ama meydanlarda “Büyük Ortadoğu Projesi”nin eşbaşkanlığıyla övünenler, her duvara tosladıklarında “kandırıldık” diyerek yoluna devam etmek isteyenler başkanlık istiyorlar diye her akıllarına geleni söyleyecekler, her istedikleri olacak…

Öyle mi?

Kusura bakmayın, bizi kandıramadınız, kandıramayacaksınız…

Başkanlık projesinin boşa düşürülmesi bir daha “kandırılanların” iktidar olmaması, bu barbarlığın yenilmesi ve kaderimizi elimize almak için elzemdir.