Bilim Teknik

RÖPORTAJ | ÇMB (Evrim Ağacı): Halka bilim taşımak, siyaseti etkilemek demektir

ÇMB (Evrim Ağacı) ile bilim, siyaset üzerine yaptığımız röportaj

Her geçen gün ülkemizde eğitim sisteminin daha da geriye gittiği, bilimin ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak bir o kadar da dünyada bilimin çok hızlı bir şekilde ilerlediğini gözlemliyoruz. Öyle ki bu çelişkili(!) tabloda takip edebildiğimiz tüm ilerlemeler bilime susamış bizler için nefes alma kaynağı haline gelebiliyor ve insana olan umudumuz her daim tekrar tekrar yeşeriyor. Bilimin sesini daha fazla yükseltmek için röportaj dizimizin birinci bölümünü yayınlıyoruz.

5 Kasım 2010 tarihinde Çağrı Mert Bakırcı (ÇMB) tarafından kurulan Evrim Ağacı ise bu alanda nefes almamızı sağlayan önemli kaynaklardan biri haline geldi.

cagrimertÇMB, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü mezunu. Şu anda Texas Tech Üniversitesi’nde (Lubbock, Texas, ABD) evrimsel algoritmalar, evrimsel robotik ve yapay zeka alanında doktora öğrencisi ve öğretim görevlisi (Instructor of Record) olarak görev yapıyor. Temelde yaptığı araştırma ise robot popülasyonlarının evrimi ve robot popülasyonları üzerinden giderek evrimsel biyolojinin matematiksel ve teorik altyapısının geliştirilmesi, modellenmesi, incelenmesini içeriyor.

1 Ocak 2014 tarihinde Evrensel Basım Yayın aracılığıyla, kendisinin ilk popüler bilim kitabı olan “Evrim Kuramı ve Mekanizmaları: Evrimin Temelleri ve Nasıl İşlediği Üzerine” başlıklı kitabını yayımladı. Kitap, Nisan 2015 itibariyle 3. baskısını yaptı. ÇMB, 2015 yılı itibariyle birkaç yeni kitap projesi daha üzerinde çalışıyor. Bu kitapların da gelecek yıllarda yayımlanması bekleniyor.

Daha fazla uzatmadan, işi sahipleri ile konuşalım diyerek ÇMB-Evrim Ağacı ile bir röportaj gerçekleştirdik.

 Öncelikle Evrim Ağacı ne gerekçe ile kuruldu? Ve mutfak kısmına dair biraz bilgi alabilir miyiz?

ÇMB: Evrim Ağacı, Türkiye’de eksikliği bariz bir şekilde hissedilen bir probleme çözüm olmak amacıyla kuruldu: Modern bilim ile halk arasındaki köprünün yitirilmiş olduğu gerçeği… Belki türünün ilk örneği değildi; ancak tek örneğiydi. Çünkü halkı gerçekten ciddiye alan, fakat bunu yaparken zaman ve enerji planlamasını akıllıca denetleyen bir yapı olarak kuruldu. Bu ne demektir? Evrim Ağacı’nın temelinde “Ne verirsen, 2 katını görürsün” ilkesi yatmaktadır. Bize merakla, öğrenme sevdasıyla, soru işaretlerini cevaplama isteğiyle gelenlere inanılmaz sıcak ve adeta “aileden biri gibi” yaklaştık, elimizden geleni ardımıza koymadan yardım ettik, ediyoruz. Ancak bize nefretle, bilim düşmanlığıyla, saldırganlıkla, çarpıtmalarla gelenlere kat’iyen yer vermiyoruz. Bu, futbol stadyumuna giren bir fanatiğin kameralar tarafından gösterilmemesi ya da terör saldırısı yapanların adlarının anılmaması gibi düşünülebilir. Bu kişiler, kendilerine bilim kurumlarında, öğretim alanlarında yer bulmayı hak etmiyorlar. Bu biraz katı gelebilir; ancak Evrim Ağacı’nı özgür, rahat, ailevi bir ortam kılan tam olarak bu basit ilke. Ve bu ilke, Türkiye’de kitlesel ve ulusal bir değişim yaratma gücüne erişebilmemizi mümkün kıldı. Bunu abartarak söylemiyorum: Evrim Ağacı, birçok farklı üniversitede ilk defa şubeler açma yoluna girerek, Türkiye’yi uluslararası platformda temsil ederek, Türkiye’ye modern bilimi getirerek, ülkemizde özellikle 2002 yılından bu yana katlanarak artan bilimsel araştırma, sorgulama, yayın eksikliğini kapatmak yolunda önemli adımlar attı. Tabii ki bunu tek başımıza başarmadık, başarmıyoruz. Harika bir ekip, harika bir akademik destek, harika bir okur kitlesiyle bunu başarıyoruz. Şu anda, kurulmamızın ana gerekçelerini yerine getirmek adına, elimizden geldiğince kaliteli bilim üretmeye, yeni yazılar, makaleler, içeriklere yaratmaya, üretemediğimiz ve yaratamadığımız noktada başka güvenilir kaynaklardan çeviriler yoluyla Türkiye’ye (ve genel olarak insanlığa) katkı sağlamaya çalışıyoruz. Durmadan, yorulmadan yola devam edeceğiz.

Mutfak kısmımız epey basit aslında… Evrim Ağacı’nın genel yönünden, idaresinden, kararlarından, gidişatından sorumlu kişi benim. Ancak Evrim Ağacı, son derece özgür bir çalışma ortamına sahip. Yine, çok basit bir mantığı takip ediyoruz: “Eğer ki bir şey yapmak istiyorsanız ve bu şey, Türkiye’deki bilime katkı sağlayacaksa, Evrim Ağacı çatısı altında dilediğiniz gibi yapabilirsiniz!” Bu kadar basit. Türkiye’nin dört bir yanından, her türlü desteğe açığız. Bu sayede, sadece yazarlarımız değil, okurlarımız da çorbaya tuz biber ekebiliyor. Olması gereken de bu. Ben, bu süreçte bir aracı görevi görüyorum. Bilimseverler ile bilim arasındaki köprünün güvenli ve akıcı olması için yeni projeler üretiyorum, gerekli düzenlemeleri yapıyorum, heyecanı canlı tutmaya çalışıyorum, kendimden bir şeyler katmaya çalışıyorum. Ama bunun haricinde Evrim Ağacı’nın ürünleri, ortak bir çabanın ürünü diyebilirim. Yazarlarımız yeni yazılarla geliyorlar, araştırmalar yapıyorlar, en güncel bilimi, en akıcı bir şekilde okurlarımıza aktarmaya çalışıyorlar. Çevirmenlerimiz, 2-3 günde eskimeyecek, kaliteli haberleri Türkiye’ye katmaya ve ana akım medyanın yapamadığını yapmaya çalışıyorlar. Evrim Ağacı harika bir ekip ve bu sayede Türkiye’yi değiştirme yolunda bir umut ışığı olabiliyoruz. Umuyorum okurlarımıza lezzetli “besinler” sunabiliyoruzdur.

Bugün bilimin dünyada hızla ilerlediğini görüyoruz. Ancak bu ilerlemenin toplumsal bir karşılığı yok gibi, ne dersiniz bu konuda?

ÇMB: Az önce de dediğim gibi, Evrim Ağacı’nın kurulmasının nedeni tam olarak bu: Bilim ile halk arasındaki köprüyü kurmak veya güçlendirmek… Ama tespitinizde tamamen haklısınız. Bilim, akıl almaz bir hızla ilerliyor. Bırakın bilimi meslek edinmeyen halkı, bilim insanları bile bilimin ilerleyişini takip etmekte güçlük çekiyor. Şöyle söyleyeyim: Bilimin her dalındaki gelişmeleri takip etmek pratik olarak imkansız. Bunu geçtim, bilim insanları kimi zaman kendi spesifik alanlarındaki gelişmelere bile yetişemiyor! İnanılmaz bir ilerleyişten, inanılmaz bir bilgi birikiminden, inanılmaz bir meraktan söz ediyoruz. Bu, insan türünün sahip olduğu en saf, en güçlü, en ilgi çekici özelliği… Bilime sahip olduğumuz için çok ama çok şanslıyız. Fakat bu şansı, topluma eşit olarak yaymak gibi bir sorumluluğumuz da var. İşte bu noktada akademik bilim yerine popüler bilim devreye giriyor. Evrim Ağacı olarak akademi ile popüler bilim arasındaki dengenin çok hassas bir şekilde korunması gerektiğine inanıyoruz. Ne zaman popüler bilime çok kaydığımızı düşünmeye başlıyoruz, akademiye dönüş yapıyoruz. Ve tam tersi… Neyse ki, Evrim Ağacı’nın başlattığı (en azından önemli bir hız kattığı) akım, Türkiye’de birçok kıymetli bilim organizasyonunun doğmasına veya canlanmasına neden oldu. Özellikle sosyal medya üzerinde harika bir bilimsel örgütlenmeden, bilimsel aydınlanma mücadelesinden söz ediyoruz. Bunu başarabildiğimiz için çok mutluyuz. Bizler çalışmaya devam ettikçe, bilimin halk arasındaki algısının iyileşeceğine inanıyoruz. Ve geri kalan her şey, halkın bilinçlenmesi ile başlıyor…

cagrimert1Türkiye’de bilim sizce ne durumda? 

ÇMB: Türkiye’deki bilimin durumunu tanımlayan en iyi sözcük, sanıyorum ki “muğlak” sözcüğü olacaktır. Aslında ülkemizde gerçekten harika bilimsel çalışmalar var. Birçok üniversitemiz, Dünya’daki bilime gerçekten katkı sağlıyor. ODTÜ, Hacettepe, Bilkent, Boğaziçi, Koç, Sabancı ve birçok diğerleri… Ancak ne yazık ki bunları duymuyoruz. Çünkü halk ilgisiz veya habersiz. Bu gelişmeleri anlatan, haber yapan, bunlar üzerinde duran bir kaynak yok. Öyle ki, üniversitelerin sırf “öğrenciler arasında siyasi çatışmalarla” gündeme geldiği günlerden geçiyoruz. Bu durum, halk üzerinde sanki üniversitelerde olan sırf buymuş gibi bir algı yaratıyor. Bu çok komik, çünkü halk buna odaklanıyor, bunu istiyor. Medya da bunlara odaklanıyor, halka duymak istediklerini satıyor. Halbuki bu üniversitelerde her ay onlarca, belki yüzlerce makale yayınlanıyor. Bunlardan bazıları uluslararası arenada yankı buluyor. Ancak bunları Türkiye’deki medyada hiç duymuyoruz. Bunun yerine ülkemizde bilim haberleri, devletin bilim kurumları ülkemizdeki bilimi gülünç duruma düşürüp, ülkemizin bilimsel arenadaki saygınlığını ayaklar altına aldığında ortaya çıkıyor. Veya tabii adı sanı duyulmamış bir kasabada birileri kanseri ülkemizde 1500. defa yok ettiğinde (!) veya 3568. defa ülkemizde 1 damla suyla 75 milyon kilometre yol alan araba icat ettiğinde (!) bilim gündeme geliyor. Kısaca, yalan gelişmeler haber oluyor, gerçekler göz ardı ediliyor. Bu böyle olmaz! Ama medyanın beceriksizliği veya halkımızın ilgisizliği, bu sorunu çözmemek için bahane değil. Çünkü ikisi de, bir yerde bizlerin suçu… Medya, bize (ya da en azından çoğunluğun) duymak istediklerini söylüyor. Halkın ilgisizliği de, ilgiyi yaratacak girişimlerin noksanlığından kaynaklanıyor. İkisini de çözmek, bilimseverlerin, aydınların, ilericilerin elinde. Ülkemizden çıkan gerçek bilime elimizden geldiğince destek olmamız, diğer üniversitelerin ve kurumların da ülkemizdeki bilim liderlerinin öncülüğünü takip etmelerini sağlamamız gerekiyor. Böylelikle sahte bilimden, bilim düşmanlığından, gericilikten olabildiğince uzaklaşır, modern bilime o kadar yaklaşabiliriz.

Son günlerde gündemimize giren, Sabahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısının yaptığı açıklamalar var. Bilim yuvası olması gereken üniversitelerde bir rektör yardımcısının “cahilliğe övgüsü” nasıl değerlendirilebilir?

ÇMB: “Kitleler, hak ettikleri liderlerle yönetilirler.” derler. Bu biraz katı; ancak özündeki doğruluk payını göz ardı edemeyiz. Bizler, topluma liderlik edecek kişileri seçmekteyiz, belirlemekteyiz. Doğrudan veya dolaylı olarak… Bunu yaparken ana motivasyonumuz, ülkemizi ileriye taşıyacak, diğer ülkeler arasında saygın bir konuma yerleştirecek, insanlığa katkı sağlayacak bir liderlik ve yönetim seçmek olmalı. Ne yazık ki halkımız, akıl ve mantık yerine duygusal tercihler yapıyor. Bunun en net belirtilerinden birisi, halkı cahil halde bırakmak isteyenlerin tekrar tekrar başa gelmesi… Bir düşünün: Bir üniversitenin Rektör Yardımcısı, halkın cehaletine övgüler düzüyor! Rektör Yardımcısı, 2547 Sayılı Yasanın 13. maddesine göre Rektör tarafından atanıyor. Rektörler ise YÖK onayıyla atanıyor. Yani bir nevi devlet, halkın cehaletine hayranlık duyan birini, dolaylı yoldan da olsa başa getirmiş oluyor. Aynı şekilde, halk olarak bizler de bu kişiyi başa getirmiş oluyoruz. Çünkü bu kişileri seçenleri seçenleri biz seçiyoruz. İşte sorun tam olarak bu. Bu bizim suçumuz! Sanılanın aksine ülkemizde yaşanan birçok olumsuzluğun kökeni çok daha temelde, çok daha gerilerde yatıyor. Söz konusu Rektör Yardımcısı için ne desem az. Ama en başta dediğime dönersek: Bu kişiler, medyanın ve bizlerin dikkatinin merkezinde olmayı hak ediyorlar mı? Elbette hayır! Dolayısıyla bu tür şeylere gülüp geçmek gerekiyor. Bunlar bize daha çok çalışma şevki vermeli. Yoksa bu bataklıktan çıkmamız asla mümkün olmayacak.

TÜBİTAK’ın Samsun’da gerçekleştirilen projesi (Bir selam da bizden size selamünaleyküm) gündeme geldi ve siz bu projenin doğruluğunu kamuoyu ile paylaştınız. Bir bilim kurumunun böyle bir projeye imza atmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÇMB: TÜBİTAK, son derece zor durumda olan bir kurum. Devletin gerici politikaları ile bilimin ilerici doğası arasında sıkışıp kalmış halde. Yönetim kadrosu ile bilim kadrosu arasındaki uyuşmazlığın pençesinde kıvranıp duruyor. Aslında TÜBİTAK’ta son derece kıymetli isimler çalışıyor; ancak bunlar, “çalışan” kadrosunda yer alıyor, “yönetim” kadrosunda değil. Medyada duyduğumuz birçok şey, “yönetim” kadrosunun rezillikleri… Elbette, her kurum ve organizasyonda olduğu gibi, çalışanlar arasında da “çürük yumurta” dediklerimizden bulunuyor olabilir. Ama bunlar, tüm bir kurumun yönetici kadrosunu silip atmak için yeterli değil. Dolayısıyla, yine az önce dediklerime paralel olarak, halk veya bilimseverler olarak bizlerin değiştirmek için mücadele etmesi gereken, üst düzey kadroları elinde bulunduran kişiler… Yoksa TÜBİTAK, halen kurtarılabilecek durumda. Ancak, Sabahattin Zaim örneğinde olduğu gibi, bu komik projeler, haberler, gelişmeler üzerinde çok fazla durmaya gerek yok. Halkımız bilinçlendirilmediği, onların cahilliğine övgüler düzenler tarafından yönetilmeyi sürdürüldüğü sürece bunlar son derece normal… Bunlara bakarak umutsuzluğa kapılmak doğru olmaz. Bilim bize merakı, mücadeleyi, sorgulamayı öğretir. Bu yolda ilerlememiz gerekiyor.

Geçmişe baktığımızda, bilim insanlarının hayatını okuduğumuzda çoğunun dönemin baskıcı rejimine karşı çıkışlar yaptığını görürüz. Kopernik, Bruno, Einstein ve daha niceleri… Ancak bugün ısrarla “bilime siyaset bulaştırılmaz” ya da “bilim insanı bilim yaparken ideolojisini bir kenara bırakmalıdır” sözlerini duyuyoruz. Özellikle bugün Türkiye’nin durumuna baktığımızda bu bir çelişki oluşturmuyor mu? Daha geriye giden, bilimi bir kenara atan bir Türkiye’de bilim insanı ne üretebilir? Ne söylemek istersiniz bu konuda?

ÇMB: Bu konu son derece karışık ve nihai bir kanıya varmak gerçekten çok güç. Evrim Ağacı’nın ilkelerinden birisi, siyasete en azından elinden geldiğince bulaşmamak… Bu, son derece anlaşılır bir nedenle alınan bir önlem: Söz konusu siyaset olduğunda, insanlar akıl ve mantık yerine duygularına başvuruyorlar. Çoğu zaman ebeveynlerinin, doğdukları coğrafyaların, kendilerine tekrar edilenlerin doğrularını sorgulamadan takip ve tekrar ediyorlar. Dahası, her ne kadar “siyasi bilimler” adı altında bir bilim türü olsa da, siyasetin pratiğinde bilime pek yer yok diyebiliriz. Hele ki gelişmemiş veya sözde “gelişmekte olan” ülkelerin siyasetleri, gelişmiş ülkelerinkine nazaran çok daha öznel, çok daha “duygusal” oluyor. Bu yüzden gerçeklerle yalanı birbirinden ayırmak imkansız hale geliyor. İşte tam olarak bu nedenle siyaset mevzusuna girmemek, asıl görevimiz olan bilimin halka aktarılması konusunda en güvenli yol olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, bilimin halka ulaştırılması konusunda yeterince zaman harcayan herkesin bileceği gibi, siyaset bir süre sonra kaçınılmaz hale gelmektedir. Çünkü görülmesi gereken şudur ki, halkın gidişatını belirleyen 1 numaralı faktör siyaset. Elbette bu demek değil ki her bilim kurumu aktif bir şekilde siyasette rol almalıdır. Sonuçta bilimin, insanların her türlü kararında olumlu bir etki yarattığı bilinmektedir. Dolayısıyla halka bilim taşımak, en nihayetinde siyaseti etkilemek demektir. Bu yüzden hiçbir bilim kurumunu siyasete zorlamamak gerekiyor, çünkü zaten yaptıklarıyla, ellerinden geldiğince katkı sağlıyorlar.

Bu konuda sanıyorum ki en doğru tutum, her bilim organizasyonunun siyaset konusunda kendi kararlarını almak konusunda özgür olmasıdır. Bu özgürlük, kimisinin siyasete daha yakın, kimisinin daha uzak olmasıyla sonuçlanacaktır. Bu da, olması gereken çeşitliliği sağlayacaktır. Özellikle sosyal medya üzerinde bu çeşitliliği bariz bir şekilde görebiliyoruz. Burada asıl önemli olan şudur: Hangi siyasi akımdan olursa olsun, söz konusu organizasyonların bilimi doğru ve net bir şekilde aktarması… İşte Evrim Ağacı’nı özel kılan şeylerden birisi de bu: Biz, yaptığımız çalışmalar, şeffaflığımız, çalışkanlığımız sayesinde Türkiye’de adeta bir “doğruluk ölçer” konumuna geldik. Mitler ve Gerçekler yazılarımız en çok sevilen yazılar arasında… Bize düşen, belki siyasete aktif şekilde atılmak olmasa da, bunu yapan organizasyonların bilimsel doğruluklarını ölçerek, düzelterek, ilan ederek halka yön vermek olmalı… Biz buna inanıyoruz ve bu yolda çalışıyoruz. Buna katılanlar da var, karşı olanlar da… Ancak biliyoruz ki herkesi mutlu etmek mümkün değil. Biz, en doğru olduğunu düşündüğümüzü yaptık ve yapmayı sürdüreceğiz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

ÇMB: Aklıma gelenler şimdilik bunlar. Çok teşekkürler bu harika sorular için. Umuyoruz faydalı olacaktır.

Yukarı