Halep kurtarıldı. Emperyalistlere ve onların katil çetelerine direnen Suriye halkı ülkenin en büyük iki kentinden birinde büyük bir zafer kazandı.

Halep, emperyalistler ve işbirlikçileri için stratejik önem taşıyordu. Bölünmüş bir Suriye hedefiyle uçuşa yasak bölge oluşturmayı dahi planlayarak kendilerince Halep’i Suriye’de ilk “kurtarılmış” bölge olarak ilan etmek “yeni harita” açısından önemliydi. 2010-2011 yıllarında suya düşen Katar doğalgazının Ürdün-Suriye-Türkiye hattı üzerinden Avrupa’ya transferi projesini gerçekleştirmeyi hedefleyenler bir kez daha ayazda kalıyordu.

Nasıl Musul’da IŞİD “işlevliyse”, Halep’te de adı farklı kendi aynı örgütler görev başındaydı. Zengin petrol yataklarına sahip bölgelerin merkezi olan her iki kent su kaynakları düşünüldüğünde de önemli noktalar.

Merkel’in Halep için “felaket senaryosu” söylemi, Washington’un “insani felaket sorunu” adlandırması, BM Güvenlik Konseyi’nde, Halep’te “katliam beklendiğinin” dillendirilmesi işte bütün bu hesapların Halep’te suya düşmesinin hayal kırıklığı ve telaşıydı.

Türkiye’nin Halep’le yüzlerce km’lik sınırı olduğu ve AKP’nin yıllardır cihatçı katil çetelere lojistik desteğini bu sınır hattı üzerinden yaptığı göz önünde bulundurulursa Halep’in kurtuluşu bu çetelerin Türkiye’ye doğrudan bağlanan Kastilla ikmal hattının da kesilmesi anlamına geliyor.

Halep’in özgürleştirilmesi aynı zamanda ÖSO takviyesiyle Suriye’ye giren TSK ve diğer işgalcilerin de bölgeden çıkarılmasına da işaret ediyor.

Tayyip Erdoğan, Şam’la başlayan ve Halep’le devam eden hayallerinin suya düşmesi tehdidi karşısında “Suriye’ye Esad’ın düşmesi için girdiğini” açıklıyor. Petrol vanalarıyla beraber bütün mali kaynaklara erişimi de kesilen “Osmanlı hülyalıları” için büyük bir travma tabii.

İnsanlık tarihinin en kadim kentlerinden biri insanlık düşmanlarının elinden alınırken, bu cihatçı çetelerin müttefikleri ve destekçileri karalar bağladı.

Yandaş medya organlarında, belki de kendi fantezilerini süsleyen ÖSO, El Nusra, IŞİD gibi katil çetelerin 2011’den beri Suriye halkını katlederken kullandıkları akıl almaz “yöntemleri” bugün Suriye Ordusu’nun yaptığı yalanına sarılabiliyorlar mesela. Oysa hatırlayalım 2012, 2013 yıllarından başlayarak, bugün TSK’nın Suriye’de 1 numaralı müttefiki olan, neredeyse ordu bünyesine kattıkları ÖSO yüzlerce Alevi’nin kafasını kesmekle yetinmemiş, insanların iç organlarını çıkarıp yiyen komutanlarının görüntüleri bizzat kendileri tarafından internette yayınlanmıştı. Ortalığa saçtıkları görüntülerin ise yine bizzat kendi katil çeteleri ile Siyonistlerin Gazze’de yaptığı katliamlar olduğu ise ayan beyan ortada.

Diğer yandan “Tek Yol Şehadet”, “cenk, cihat, şehadet” gibi sloganlarla Hizb ut Tahrir destekçisi yobaz kitleler sokaklara dökülüyor, AKP’li Üsküdar Belediyesi ilçenin en işlek noktasında hilafet çağrıları yapıyor.

AKP’nin desteğiyle cihatçı katillere “muhtelif yardımlar” götüren İHH ve destekçisi gerici örgütlenmeler üniversitelerde atağa geçiyor ve insanlığı “ümmet olmaya” davet ediyor.

Halep’in özgürleşmesine tahammül edemeyen bir diğer yobaz ise Alevilere yönelik katliam çağrısında bulunarak tehditler savururken “Şahlaştınız Yavuzlaşacağız” diyebiliyor. Cesareti bizzat Yavuz Sultan Selim köprülerini yapanlanlardan, adlandıranlardan alıyor elbette.

Cihatçı katillerin Halep’teki iki komutanını göstererek “Olağanüstü Halep Toplantısı’nın sebebi bu iki aşağılık adam. Bunları nasıl kurtarırız! Ankara’nın derdi bu.” sözleriyle AKP’nin derdini deşifre eden gazeteci Hüsnü Mahalli apar topar gözaltına alınıyor.

Öte yandan sahada bütün bunlara paralel işler oluyor.

Emperyalist merkezler ve AKP hükümeti dâhil bütün işbirlikçiler “ateşkes” çağrıları yapmaya başlıyor, bunun katil çetelere nefes alma ve toparlanma imkânı sunmak için yapıldığını artık görmek istemeyenlerin de görmesi gerekiyor.

Halep’in özgürleştirilmesiyle neredeyse eş zamanlı olarak teçhizatı ve “insan” gücü büyümüş ve güçlendirilmiş, Musul-Rakka-Deyr ez Zor ekseninden sürülmüş olan IŞİD, Palmira’ya saldırıyor.

Halep’teki El Kaideci çetelerin Türkiye üzerinden tekrar Suriye’ye girecekleri, bunlardan bazılarının ÖSO ile birlikte Fırat Kalkanı Operasyonu’na katılarak el-Bab’a ilerleyeceği, El Nusra bünyesindekilerin ise Halep’ten çıktıktan sonra İdlib’deki diğer El Nusra gruplarına katılacakları konuşuluyor.

Bütün bu olan biten karşısında emperyalizmin “uluslararası örgütlerinin” telaşına ortak olma tuzağına düşenlere bir çift lafımız olacak.

Bu zaferin esas sahibi onurlu Suriye halkıdır ve bu halkın egemenliğini ihlal edenlerin söylemlerine dahi ortak olmak, zaferini kutlayan egemen bir halkı en hafif deyimle yok saymaktır.

Bir diğer mesele ise, köşelerinde ve ekranlarında, İstanbul sokaklarında, üniversitelerde cihat ve hilafet çağrıları yapanların “tepki gösteren vatandaşlar” veya “Suriyeli muhalifler” olmadığını, bunların 1969 yılında 6. Filoyu kıble yapanların çocukları olduğunu asla unutmamak gerekir.

Altı yıldır emperyalistlere ve onun işbirlikçilerine karşı bir kurtuluş mücadelesi veren ve nihai zaferine kadar direnmeyi sürdüren Suriye halkına bakarken, bu topraklardaki kurtuluş savaşı hatırlanmalı ve karar vermeli: “Emperyalizmin yalanları mı, ona karşı direnenler mi?”.