Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri bugün Türkiye’de ve dünyada toplumların temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Tablonun vehametini göstermesi açısından 2011 yılında Birleşmiş Milletler’in yaptığı çalışmanın ortaya koyduğu verilere özetle bakalım.

Araştırmaya göre, kadınların %70’i yaşamlarının herhangi bir evresinde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır. 15 ile 44 yaş arası kadınlara yönelik şiddet, kanser hastalıklarının, trafik kazalarının, sıtma ve savaşların tamamının neden olduğu ölüm ve sakatlıklardan daha fazla ölüm ve sakatlığa neden olmaktadır. Türkiye’de resmi rakamlara göre 2002-2015 yılları arasında işlenen kadın cinayetlerinin sayısı 5 bin 406.

2016 yılında ise on ayda işlenen kadın cinayeti 272 olarak belirtilmektedir. Sayılarla ifade edildiğinde ölüm sıradanlaşıyor çoğu zaman. Sayılar yeterince büyük değilse bizim hitap alanımıza girecek boyuta gelmemişse, herhangi bir günlük haber oluyor çoğumuz için. “Bombalı saldırıda iki kişi öldü”, “madende meydana gelen göçük nedeniyle dokuz işçi hayatını kaybetti”, “Suriye’de üç askerimiz şehit oldu” ya da “kadın boşanmak istediği eşi tarafından sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü” haberlerine bir göz atıp geçiyoruz. Haberler şöyle yazılsa tepkimiz farklılaşır mıydı? Askerlerimizi ölüme gönderdik, küçük bir azınlığın çıkarlarını korumak için feda ettik, kanları sermayeye kâr olarak geri dönecektir. Üç kuruş daha fazla kazanmak için işçilerin can güvenliğini hiçe saydık, göçük altında kalan işçilerden çok makinaların derdine düştük. Ya da kadınlara yaşam hakkı tanımayan bir toplum yarattık, hayatlarını çaldık diye okusaydık…

Konu kadına yönelik şiddet olunca her kesimden meseleye dair “duyarlılık”, kınama mesajları veriliyor. Elbette ki kadına yönelik şiddete karşı söylenecek her söz önemlidir. Ancak olguları bağlamından kopardığınızda, analitik yaklaşmadığınızda, sebep sonuç ilişkisi kurmadığınızda ya ucuz kahramanlık yapmış olursunuz ya da komik duruma düşersiniz. Kadın hakları, kadın mücadelesi söz konusu olduğunda ise konuşması gerekenler ve susması gerekenler var. Kadın hakları diye söze başlayıp fıtrat diye devam ediyorsanız örneğin ikinci kategoriye giriyorsunuzdur. Doğurmayan kadın yarımdır söylemlerini ayakta alkışlıyorsanız mesela susması gerekenlerdensiniz.

Kadınlara her türlü aşağılayıcı söyleme çanak tutuyorsanız şiddete karşı söylemleriniz en fazla iki yüzlülüğünüzü gösterir.

25 Kasım vesilesi ile AKP’nin taşeronu olan KADEM Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi düzenliyormuş. Açılış konuşmasını Recep Tayyip Erdoğan yapacak. Eğer gerçek yaşamda olmayan bir film karesi olarak izleseydik bu sahneyi, muhtemelen çok eğlenirdik. Erdoğan daha öncede KADEM’in hizmet binasının açılışında konuşmuştu. Özetle kadınlara şöyle seslenmişti: “Altınla demiri eşitlediğinizde adaleti sağlamış olamazsınız. Kadın tartışmalarını da ben bu çerçevede değerlendiriyorum. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, eksiktir, yarımdır, insanlıktan vazgeçmiştir.”

KADEM’in başkanı da kadın meselesine aynı pencereden baktığını ifade etmektedir. Şiddetin önlenmesine dair alınan tedbirlerin aile bütünlüğünü zedelediğini söyleyen Sare Aydın bakın meseleye nasıl yaklaşıyor: “Alınan tedbirler uygulamaya konulduğunda aile birlikteliği ile ilgili sorunları beraberinde getirebiliyor. Aile içerisinde bir kavga yaşandığında kadın rapor alıyor, kocaya mahkeme tarafından evden uzaklaştırma veriliyor. Olay çok ciddi boyutlarda değilse araya girenlerin de etkisiyle eşler barışıyor, ancak devlet bu olayı kamu davası olarak devam ettiriyor. Aile birlikteliği kurtulabilecekken, bu davalar sebebiyle eşler arasında huzursuzluk tekrarlanabiliyor. Kanun üzerinde düzenlemelerin yapılarak eksiklerin giderilmesi gerekiyor.”

Sare Aydın’ın fikirleri elbette bunlarla sınırlı değil. Cumhuriyet düşmanlığını da “Toplumsal cinsiyet eşitliği, yüzde 99’u Müslüman olan ülkede İslam’ın kadın ve erkeğe yüklediği gerçek rollere uymuyor. Cumhuriyet döneminde ortaya yeni kadın figürler çıkmıştır. Geleneksel ve dini pratiklerden uzak, başörtüsü takmayan, spor müsabakalarına katılan, toplumsal alanda erkeklerle bir arada bulunmaktan kaçınmayan ve profesyonel meslek sahibi olan kadınlar.” şeklinde ifade ediyor. Erdoğan’ın “eşitlik fıtrata ters” söylemini kılavuz edinen vakıf, toplumsal cinsiyet adaleti kavramını kullanmayı tercih ediyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı da katılıyor pek tabi. Zirvenin bir başlığı olarak “kültürel kodlar ve erkeklik” başlığında Betül Sayan Anadolu’da kullanılan deyimleri de sunar herhalde. “Adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var” deyimini pek sevmişti kendisi.

Son olarak zirvenin ana konusu “Suriyeli Mülteci Kadınlar” olarak belirlenmiş. Türkiye’de IŞİD’in kurduğu köle pazarları tespit edilmişken, küçük yaşta kız çocukları para karşılığında satılırken mülteciler yine AKP’nin siyasi malzemesi haline getirilecek. Kürsüden mültecilere nasıl sahip çıkıldığı anlatılacak ve topluma entegrasyon gibi süslü cümlelerle çözüm yolları aranacak.

Basın yayın kuruluşlarında boy boy katılımcılar, alkış tutanlar ve yurtdışından konuklar sunulacak ve biz yine üçüncü sayfa haberi olarak şiddet, cinayet haberleri okumaya devam edeceğiz.

Evet kadınlar öldürülüyor, şiddete maruz kalıyor, tecavüze uğruyor. Peki gericiler kadınları aşağılayarak, toplumsal yaşamdan uzak tutmaya çalışarak, suçu aklayarak şiddeti meşrulaştırmıyor mu? Sahi suç kimde?