Ali Ateş

15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan AKP karşı-darbesinin baskı ve karanlığının bir bir görüldüğü bir kesitten geçtiğimiz açık. OHAL yönetimi altında Türkiye ağır bir süreçten geçiyor. Tek tek olguları sıralamak gereksiz. Türkiye’de muhaliflerin baskı altına alındığı, Cumhuriyet Gazetesi’ne operasyon yapıldığı, Meclis’te grubu bulunan bir partinin başkanlarının tutuklandığı, solcu bildiğimiz kurumların kapatıldığı bir tablo var karşımızda.

“Hava kurşun gibi ağır” sözü belki de bugün toplum psikolojisini yansıtması açısından uygun bir betimleme. Özellikle sol cenahta bulunanların, bu atmosferde “çaresizlik” hissetmesi ya da “hareketsiz” kalması içe sinen bir durum değil. AKP baskısı ve karanlığı ağır bir biçimde çökerken bundan 3 yıl önce milyonların sokağa çıktığı bir Türkiye’de böylesi bir tablonun oluşumu beraberinde karamsarlığı da getiriyor.

Haziran Direnişi’nin üzerinden 3 yılı aşkın bir zaman geçti. “Haziran Direnişi devam ediyor” tezlerinin bugünkü ortamda nasıl boşa düştüğü başka bir tartışma. Ama geçerken değinmek gerekir ki, Haziran Direnişi’ni hayata geçiren kitleler ne buharlaştı, ne de saf değiştirdi. Bugün AKP eliyle kurulan gerici ve baskıcı rejimde kitleler tepkisini başka bir siyasal düzlemde gösterecek. Belki de çok uzak olmayan bir zaman diliminde. Bundan da hiç kuşkumuz bulunmuyor. Ama 3 yıldır “Hazirancılık” kimliği üzerinden siyaset yapmanın da bir sınırı bulunuyor.

İşte böylesi ağır bir havanın altında tepkisizlik kimsenin içine sinmiyor. Genel psikolojinin bu olduğu bir tabloda 20 Kasım’da Kartal’da yapılan mitinge bu açıdan “fazlaca” bir anlam yüklenmesi ile karşı karşıya kaldığımızı belirtmek gerek. Anlaşılır bir yanı elbette bulunuyor. Kaldı ki, miting öncesi mitinge katılacağını beyan eden CHP’ye karşı AKP yandaşlarının ve MHP’nin yüklenmesi ve tabanına oynaması mitingi daha fazla tartışma konusu yapmıştı. Yine aynı şekilde “AKP destekçisi bazı sol unsurların” mitingi itibarsızlaştırma girişimleri de düşünüldüğünde 20 Kasım Kartal mitingine “gerçekliğinden daha fazla” bir anlam yüklenmesi ortaya çıktı. Ancak mitingin siyasal içeriği ve oturduğu eksen ise ne yazık ki bu “anlam yüklemesinin” altında kaldı.

Öncelikle siyasi sonuçları ve içeriği bir tarafa, soldan böylesi bir mitingin tertip edilmesi elbette karşıya alınamaz. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan AKP karşı-darbesi sürecinde soldan verilen tepkilerin anlamı var. Gerek Komünist Parti tarafından organize edilen 4 Eylül mitingi gerekse Türkiye Komünist Hareketi tarafından düzenlenen 6 Kasım Laiklik Buluşması etkinlikleri ile birlikte 20 Kasım Kartal mitingi de soldan verilen yanıtların üçüncü bir örneği olarak değerlendirilmelidir. Bu açıdan 20 Kasım Kartal mitingine “yaprak kıpırdamayan ülkede ilk çıkış” gibi bir algıyla yaklaşmak doğru değil.

Aynı zamanda 20 Kasım Kartal mitingi, bir zamanların meşhur sloganı gibi “bir şey yapmalı” psikolojisinin tezahürü gibi duruyor.

Gerçekçi bir yaklaşım ortaya konulacaksa, mitingin baskın karakteri “bir şey yapmalı”nın ötesine geçmiş değil. ‘Teslim Olmayacağız’ sloganı etrafında örgütlenen miting ‘laiklik, başkanlık, KHK, OHAL, Demirtaş’a özgürlük’ taleplerinin bir çuvala sığdırılmış görüntüsü verdi. Miting öncesi “faşizme karşı kitlesel mücadelenin ilk kıvılıcımı” gibi sürrealist yorum ve beklentilerin de boşa çıktığını şimdiden söylemek gerek. Bu tür abartılı yorumlarda bulunanların nasıl bir Türkiye okuması olduğu gerçekten merak konusu.

Türkiye solunun bütün unsurlarının yan yana gelmesinin bir başarı olarak sunulması da miting niceliği açısından bakıldığında ciddi bir ağırlık taşımıyor. Mitinge katılan bütün unsurların yalnızca kendi öz örgütlenmelerini taşıdığı bir nicelik, son kertede düzen siyasetinde ciddi bir etkide bulunmadı. Miting dolayısıyla MHP’nin CHP tabanına oynaması, belki etkisi bağlamında, daha siyasal bir değerlendirme konusu olarak görülmesi hiç abartı sayılmamalıdır. Yüze yakın kurumun katıldığı böylesi bir mitingin aslında Türkiye solunun ve ilerici hareketinin “örgütsüz” olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Neredeyse ortalama her kurum 100 kişilik bir katılım göstermiş gibi bir tablo var. O yüzden bütün unsurların yan yana gelerek faşizme karşı birliğin sağlandığı gibi bir tablonun başarı olarak görülmesi çok ama çok yanıltıcı olacaktır.

Miting siyasal olarak AKP faşizmine karşı en geniş cephenin kurulduğu bir imaj olarak sunuluyor. Evet gerçekten de bu durum kelimenin gerçek anlamıyla bir imaj olarak görülmeli. Mitingin gerek siyasal içeriği gerek yüze yakın kurumun gücü ve gerekse siyasal içeriği bağlamında “yan yana gelme” ve “bir şey yapmalı” durumu dışında siyasal bir anlam ortaya çıkmamıştır. Tersine başka bir siyasal anlam, eksen ve içerik mitinge rengini çalmıştır.

Mitingin en genel haliyle katılımcılarına bakıldığında şu söylenmelidir: Miting, Haziran Hareketi ve Kürt siyasi hareketi ortaklığı ve liberal solcuların araya karışması üzerine kurulmuştur. Bir dizi sendika, demokratik kitle örgütlenmelerinin isminin geçmesi bu siyasal ekseni değiştirmemektedir. Hatta daha ileri giderek Haziran Direnişi’nin “ürünü” olduğunu savunan Haziran Hareketi’nin, Gezi olaylarına darbe diyen HDP ile yan yana gelmesi gibi bir garabetle karşı karşıya kaldık. Bunu da geçelim, “dün başka idi, bugünkü koşullar faşizme karşı birleşmeyi gerektirebilir”, denilebilir. Ya da AKP faşizminin doğrudan kurbanı olan HDP ile yan yana gelmek sorun olarak görülmeyebilir. Ancak Haziran Hareketi, sol bir odak olma iddiasıyla ortaya çıkmışken, HDP-HDK’nin parçası olan “küçük sol örgüt” noktasına gelmesi bir sorun olarak Haziran Hareketi cephesinden düşünülmesi gereken bir nokta olarak belirtilmesi gerek.

Haziran Hareketi, dün CHP’nin Taksim mitingine katılırken de büyük laflar etmiş, sonrasında Yenikapı’ya bakadurmuştu. Bugün de Kartal mitingiyle “faşizme karşı en geniş birlik” söylemi üzerinden HDP-HDK’nin gölgesine girilmiştir. Aynı saatlerde bir HDP milletvekilinin NATO Parlamenterler Asemblesi’nde göreve gelmesi ile Yenikapı’ya bakaduranların bu sefer nereye bakacaklarını açık ki merak ettirmektedir. Yere bakmak da, yokmuş gibi davranıp yukarı bakmak da mümkün tabii…

CHP’nin mitinge katılmasını çok arzulayan Haziran Hareketi’nin HDP ile baş başa kalması ayrı bir sorundur. Miting sonrası hayal kırıklığı üzerine CHP tepkileri verilmesi boşuna değildir. Yenikapı ruhunun parçası olan CHP’nin Taksim Mitingi’ne katılarak hayal kırıklığı yaşayan Haziran Hareketi, bir kez daha aynı kaderi paylaşmış, hayalleriyle kalmıştır. Aslında “teslim olmayacağız” diye yola çıkanlar bir kez daha CHP’nin mitinge katılmamasıyla CHP’ye teslim olduklarını göstermişlerdir.

Ama bundan daha önemlisi HDP’nin kürsü konuşmasıdır. Mitingin ana taleplerinden birisi de “AKP faşizminin HDP üzerindeki baskıları, genel başkanlarının tutuklanmasına karşı” olmak idi. HDP, “Teslim olmayacağız” mitinginde Meclis’e dönüş kararını açıklayarak direnmeyeceğini söylemiş, mitingin ana sloganına zıt bir konuşma yapmıştır. Kartal mitingi, bir kez daha HDP’ye teslim olmuştur.

Yine mitingde başka bir garabetin daha altını çizmek gerek. Laiklik vurgusu ile temelden bir zıt görüntünün nasıl ortaya çıkabildiği 20 Kasım Kartal mitinginin değerlendirilmesinde altının çizilmesi gereken başka bir olgu. Kutlu Doğum Haftaları kutlayan “Demokratik İslâm Kongresi” adındaki kurumun mitinge katılması, laiklik mücadelesi ile nasıl bağ kurulduğunu anlaşılmaz kılmaktadır. İfade etmek gerekir ki, 20 Kasım mitinginde laiklik, “Demokratik İslâm Kongresi”ne teslim olmuştur.

AKP faşizmine karşı en geniş birliğin alanlara çıkması olarak sunulan Kartal Mitingi’nde, AKP’ye verdiği destekle bilinen “yetmez ama evetçi” DSİP’le yan yana yürümeyi devrimci saymak ise başlı başlına büyük bir sorundur. Açıktır ki, 20 Kasım Kartal mitingi teslim olmayacağız demiş ama, “yetmez ama evetçilere” teslim bayrağını çekmiş görünüyor.

Liberal ihaneti yerden yere vurmak gerekirken meşrulaştıran bir mitingin övünülecek bir yanı olduğunu düşünmek siyasette büyük taklalar atmak anlamına gelmek dışında bir mana taşımıyor. Haziran Hareketi içinde bulunan sosyalist unsurların bu durumu nasıl sindirdikleri ise merak konusu.

20 Kasım Kartal mitingi, “bir şey yapmalı” dışında bir anlama gelmezken, laiklik mücadelesinin, AKP karşıtı mücadelenin kötü bir örneği olarak karşımızdadır. Teslim olmayacağız diye yola çıkıp “teslimiyet bayrağı” çekenlerin devrimci bir eksene oturduğunu düşünmek için bayağı çaba sarfetmek gerekiyor. 20 Kasım Kartal mitingi, Kürt siyasi hareketinin gölgesinden çıkılamadığını bir kez daha göstermiştir. O açıdan, bağımsız bir sosyalist odağın şekillenmesinin “güçleri yan yana getirdik” edebiyatıyla ortaya konulmasının mümkün olamayacağı bir kez daha somut olarak görülmüştür.