15 Temmuz sonrasında ülkemizde yaşananların siyaseten tercümesi biz komünistlerce çokça yapıldı. AKP’nin yaptığı tahkimatın ve birkaç alanda oynattığı atın ülkeyi fiilen zifiri bir karanlığa götürdüğüne şüphe yok.

Ancak gerek OHAL, gerek idam gündemi, gerekse iki farklı ülkenin sınırlarından içeri giren savaşın toplumsal etkisini tercüme etmek bir hayli kolaylaşmışa benziyor. Zira baskı arttıkça neredeyse tek bir düzleme inen karşı koyuşlar içinde açık bir bekleme halini barındırıyor.

Bekleme ile mücadele bu dönemin ruhunun iki ucunu gösteriyor…

Biraz daha açarsak ve şöyle fotoğrafa biraz yakınlaşırsak şunları rahatlıkla görebiliriz.
Binlerce tutuklama, binlerce ihraç, binlerce açığa alınma, üstelik yanında idam sopası ve başkanlık gündemi, 15 Temmuz’la birlikte politikleşmenin çok büyük kesimler için bir mecburiyete dönmesi ve ya AKP’nin sokak mitinglerinden bugüne darbe söylemini ana araç olarak kullanmayı politikleştirmenin azami çıtası olarak sürdürmesi… Tüm bunlar kendi cephelerinden şaşıracak ya da heyecanlanacak bir şeyin kalmaması ile birlikte otomatik bir bekleme halini doğuruyor.

Peki kimler neyi bekliyor?

AKP’ye oy verenlerin büyük bir kısmı başkanlığın gelmesini bekliyor. Beklediklerine değmeyeceğini şimdiden göstermek gerekiyor.

CHP’ye oy verenler, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunmasını bekliyor. Beklemekle olmayacağını göstermek gerekiyor.

HDP’ye oy verenler kuru da olsa bir barış bekliyor. Beklentinin bu kadarının neye yetmeyeceğini göstermek gerekiyor.

Burada kullanılan bekleme hali, temenniye dönüştükçe siyasal alanda olağanüstü bir olağanlaşma boy veriyor.

Bir örnekle açıklamaya çalışayım.

Ne yazık ki dün itibariyle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı tutuklandı. KHK’ların getirdiği hukuki düzlemin çok üstünde bir siyasi kararla ortaya çıkan bu durum karşısında Diyarbakır’da yaşayan bir Kürdün “Biz çok tutuklama gördük, bunu atlatırız, bizi teslim alamayacaklar” cümleleri dışında söyleyecek bir şeyi kaldı mı?

Ya da KHK’lar ile darbe fırsatçılığının sürdürülmesi sonucunda mesleklerinden atılan solcu hocalarımızın “elbet bir gün o üniversiteye döneceğiz” sözü söylenecek başka bir şey kalmaması ile mi ilgili?

Dar zamanlarda bekleme hali verilen umut mesajlarını kavga edenler için anlamlı kılmakla birlikte kavgaya dahil olmak zorunda olanlar için bir etki doğurmuyor. Bu hocalarımız AİHM kapılarında beklemekten elbette ki daha fazlasını hak ediyorlar…

Ülkenin aydınlarının, eğitim ve bilim emekçilerinin, onurlu yargıç ve savcıların, emekçilerin yanında safını almış öğrencilerin, okulunu imama terk etmeyen velilerin yapacak daha fazla şeyi olmalı.

Beklendiğinde gelmeyecek, örgütlü mücadele edildiğinde ise çok yakınlaşacağını bildiğimiz güzel günlerin bugünden habercisi olmak mesela…

Temenni değil ya, bu bir çağrı… Bu karanlık, geleceğe de düşmesin diye…