“Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, asıl olan onu değiştirmektir.” (Karl Marx, Friedrich Engels, Alman İdeolojisi, 11. Tez)

Çeşitli dönemlerde dilimize pelesenk olan bu cümlenin, basit gibi görünse de, koskoca bir kavganın sonucunda ortaya çıktığını bilmek gerekiyor. Cümlenin geçtiği, Friedrich Engels ve Karl Marx’ın beraber yazdığı (Feuerbach Üzerine Tezler girişi Marx tarafından kaleme alınıyor) Alman İdeolojisi kitabının bütünü her dönem için önemli, yol gösterici bir eser olmaya da devam ediyor.

Eser, 1845 tarihinde yazıldığında çok önemli tezler ortaya koydu.

“İnsanların varlığını belirleyen şey bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilinçlerini belirleyen şey toplumsal varlıklarıdır” tezi bugün yaygın olan “insanı diğer varlıklardan ayıran şeyin düşünebilme yetisi” bakışının ciddi eksiklikler barındırdığını, asıl insanın ayırt edici özelliğinin kendi geçim araçlarını toplumsal ilişkilere girerek üretmesi ve bunu yaparken de toplumsal ilişkileri yeniden üretmesini öne çıkarmasıdır. Bu başlıkta Hegel diyalektiğini oldukça gelişkin bir aşamaya çıkaran Marx ve Engels -her ne kadar sonrasında insanlık tarihini öne çıkarsalar da- tarihe bakarken insanlık tarihi ve doğa tarihinin birlikte ele alınma zorunluluğunu belirtir. Yıllarca insanlık ve doğa tarihi hakkında yapılan çalışmalar sonrası “Biz sadece tek bir bilim, yani tarihin bilimini kabul ediyoruz” denilerek daha da olgunlaşmış bir sonuca ulaşılmıştır: Tarihsel Materyalizm…

Bunlarla beraber, eser, sınıf mücadelesi ve devrimlerin tarihin ilerletici gücü olduğu tezini de öne sürer. Yazarlara göre, tarihteki her çatışmanın kökeninde üretici güçler ile ekonomik ilişki biçimi arasındaki çelişki yatar. Bu çelişki bir süre sonra patlayacaktır ve daha ileri bir tarih yazımına kapı aralayacaktır. Elbette bahsedilen her mücadele ve devrim, sırtını tarihsel materyalizme yaslayarak ileriye atılabilecektir. Kabaca, bu atılımın öznesi olan işçi sınıfı mücadelesi de bu birikimle tarihsel rolünü yerine getirerek siyasi iktidarı eline alacaktır (İşçilerin siyasi iktidarı ele geçirmesi gereği de ilk bu eserde belirtilir).

Bir inadın, bir kavganın kitabı olan Alman İdeolojisi’nde Feuerbach eleştirisini burada yazmak yeterli olmayacağı için belki kısaca şunu söylemek gerekir; Marx’ın bu tartışmalar içerisinde nokta koyduğu önemli başlıklardan birisi de din. Dini ortadan kaldırmak için toplumun devrimci dönüşümün sağlanması gerekliliği tezi, Feuerbach ve dönemin yalnızca dini temel dert haline getiren “Genç Hegelciler”e karşı sunulan en önemli tezlerden biridir. Genç Hegelciler, dini direkt karşılarına alıp saldırıya geçerken, Marx ve Engels bu yöntemin sadece ve sadece maddenin gölgesi ile savaşmak olduğunu, asıl olanın “yorumlamak”tan çok “değiştirmek” olduğunu belirtirler.

Kısaca, insanlık tarihinin gelişiminin bilimle harmanlanmış, materyalist bakış açısıyla yorumlanması ortaya tek bir sonuç çıkarır: Değiştirmek, dönüştürmek!

İnsanlık tarihi, siyasi iktidar ve devrimci dönüşüm başlıklarını büyük ustalıkla, felsefe, ekonomi, bilim, tarih ile inceleyen bu eşsiz eşsiz eser, kendi içinde bir diyalektiği ortaya koymuş, sonraki süreçlerde yazılan kitaplar ile daha da geliştirilmiş, bir dönüşümün öncülü olmuştur.

Peki, bugüne bakıldığında Alman İdeolojisi’nin barındırdığı tezlerin bir karşılığı var mı? Var…

İnsanlık evrim basamağından geri dönemeyecek ise, üretici güçler ve ekonomik ilişki biçimi arasındaki çelişki her geçen gün artıyorsa, gericiliğin gölgesi ile değil, kendisi ile mücadele edilmesi gerektiği her geçen gün daha da yakıcı hale geliyorsa mutlaka karşılığı vardır. Marksizmin güncelliği bu anlamıyla da tartışmasızdır.

Karanlığın bu kadar hüküm sürdüğü bir dünyada, tarihe bakmak her zaman nefes aldıracaktır. Birçok dönemeçten geçmiş olan insanlık, ilk kez Marksizm ile ‘rotasını belirlemekle mükellef’ hale geliyor. Bu rotada ilerlemenin ön koşulu kolektivizm, örgütlülük ve nihayetinde eşit ve özgür bir toplum hedefi.

Bugün bizim, özel olarak bu memleketin aydınlanmadan yana olan tüm halkının önünde duran en önemi görev ise, değiştirmek için harekete geçmek ve bu değişimin öncelikli olarak örgütlenerek, devrimci bir dönüşümün ayaklarını örme iradesi ve inadını göstererek başlamalıdır.

Laikliğe sahip çıkmak işte tam da bu noktada daha da değerli oluyor. Cumhuriyet’in en önemli ilkesi olan laiklik, gericiliğin önüne çekilmiş en önemli seti oluşturuyor. İşçi sınıfının, kadınların, gençlerin bugün en fazla sahip çıkması gereken başlık olan laiklik, yukarıda bahsedilen iradenin ve inadın sahip çıkması gereken en önemli başlığını oluşturuyor. Nedeni çok basit: Evrim basamağında geri gitme hakkımız yok!

Değiştirmek, dönüştürmek, örgütlenmek için #6KasımBostancı’da Laiklik için buluşuyoruz!