Onur Ünal

Lafı dolandırmadan sorunun cevabını vermeye çalışalım. Örgütsüzlük en başta emperyalist-kapitalist sermaye düzeninin, patron sınıfının, para babalarının çıkarına işler ve bu durumdan da mütemadiyen nemalanmayı çok iyi becerirler. Hatta o kadar iyi becerirler ki çoğu zaman iki veya üç kişinin yapması gereken işi tek kişinin sırtına yükleyebilirler.

Bu özgüvenin kaynağında ise emekçi yığınların kendi güçlerinin farkında olmamaları gibi dramatik bir gerçeklik yatar. Yakın geçmiş ile birlikte günümüz kapitalist düzenini genel olarak ele aldığımızda karşımıza çıkan tabloda; emekçinin patrona karşı kendi iş gücünün en fazla yarısını satabildiği, geriye kalan yarının hatta çoğu zaman yarıdan daha büyük bir kısmının ise sermaye sahibine bir nevi hibe edilmiş olduğu gerçeği ile karşılaşılacaktır.

Sermaye düzeninin çıkarına işleyen bu kirli ve sinsi mekanizma, emekçi yığınlardaki örgütsüzlük hali devam ettiği müddetçe giderek “normalleşen” ve kanıksanan bir durum haline gelmekte, sömürünün daha da arttığı ve derinleştiği bir tablonun oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Toplumun örgütsüzlüğünü fırsat bilip, insanlığın bilimin kılavuzluğunda ileriye doğru adım atması ve aydınlanmasının önünde, aklı esir almaya dönük suni duvarların örülmesine zemin hazırlayan bir diğer sistem içi kullanışlı başlık ise gericiliktir. Bu başlığa dair güncel olarak ülkemizde 14 yıldır süregelen ve siyasal İslâm projesinin baş aktörlüğünü üstlenen AKP’nin 2. Cumhuriyet amelleri doğrultusunda attığı sayısız adımlar ile birlikte en son 15 Temmuz gecesi Cumhuriyet’in kazanımlarının altını birlikte oydukları cemaat ile yaşadığı “iktidar kavgası”nın görülmesi gerekir.

Bununla birlikte, Ortadoğu’da ve bölgede hemen her gün patlayan bombalar, akmaya devam eden kan ve gözyaşının ortak propaganda ve ayrıştırma malzemelerinin din, mezhep ve gericilik olduğu da açıkça görülecektir. Toplumun örgütsüz olmasından güç alarak kendisine alan açan ve şiddetini zaman zaman arttıran gericiliğe dair verilebilecek örnekler hem sayıca çok fazla, hem de sürekli farklı versiyonlarıyla karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan gericilik başlığı emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine en çok fayda sağlayan araçların başında gelmeye devam etmektedir.

Bu noktadan bakıldığında somut bir tespit yapmaya çalıştığımızda şunu görüyoruz: Emperyalizme, sermaye diktatörlüğüne ve gericiliğe sadece söylem düzeyinde karşı olmak ne yazık ki tek başına herhangi bir şey ifade etmemektedir. Emperyalist-kapitalist düzeni alaşağı edebilmenin ön koşulu önce kendi örgütsüzlüğümüze derhal son verip sonrasında toplumu örgütlü kılmak için emek harcamaktan geçmektedir. Eğer bu konuda hemfikir isek siyasal-ideolojik-örgütsel zemini ve üzerine inşa edilmesi gereken sacayaklarını daha da sağlam bir hale getirmek gerekmektedir.

Her daim kutup yıldızını gösterdiğinden emin olduğumuz pusulamızın kalibre edilmesinin, emek harcanılacak olan hedefin daha iyi belirlenip, bilince taşınması sayesinde mücadele sürekliliği açısından ön açıcı bir işlev göreceği bilinmelidir. Bu noktada somut talebimiz de açık ve net olmak zorundadır. Karşımıza aldığımız emperyalizmi, sermayeyi ve gericiliği hem tarihsel, hem de güncel bağlamda bütünlüklü bir çerçeveye oturtup mahkum ettikten sonra bunun karşısına somut bir alternatif sistem ile çıkmak istenildiğinde Sosyalist Devrim çizgisinin ufukta belirmiş olduğu görülecektir. Bu çizginin alâmet-i fârikası hem kendi topraklarımızda Sosyalist bir Cumhuriyet’in inşa edilmesinin güncel ve zorunlu olduğunu göstermesi, hem de onuruyla yaşayan emekçi yığınların bu inşa sürecinde Sosyalist Devrimci bir hatta örgütlenmesinin tarihsel ve güncel bir görev olduğunu hatırlatması anlamında değerlidir.

Örgütlü bir toplum karşısında emperyalist kapitalist düzenin can damarlarının tıkanıp kangrenleşmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır. Emperyalist kapitalist düzen adına kabul edilemez olan bu kangrenlik halinin oluşmaması için sömürü düzeninin durmaksızın bir savaş halinde olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Bu bir sınıf savaşımıdır ve sürmektedir. Bizler de bu savaşın bir tarafı olarak tarihin çarklarını emekçi yığınlar lehine çevirecek mekanizmaları geliştirmek durumundayız.

Bu noktada başta işçi sınıfı olmak üzere, kadınların ve gençlerin de içinde gelişerek devindiği dinamik bir yapıya ihtiyaç vardır. Emperyalist kapitalist düzenin can damarlarını tıkayacak, kangrenleştirecek ve en nihayetinde kesip atacak olan böyle bir canlı organizma bu topraklarda mevcuttur. Komünistler bu güncel ve tarihsel misyonun bilinciyle üzerine düşen görev ve sorumluluklarının farkındadır.

O halde yol haritamız bellidir. Emekçi yığınlardaki örgütsüzlük illetini mahkum ederek Sosyalist Cumhuriyet’in inşaa süreci için kollar derhal sıvanmalıdır.