Pusula

PUSULA | Düzen siyasetine mahkum olmamak için

Amerikancı cemaat darbesinin siyasi sonuçları üzerine yapılan değerlendirmedir.

Amerikancı cemaat darbesinin siyasi sonuçları üzerine ciddi bir değerlendirme yapılmalı, bu sürecin olası sonuçları üzerine mutlaka kafa yorulmalıdır. Ancak bu değerlendirme sürecinin hakkıyla yerine getirilmesi için suların biraz durulmasında fayda var. Alelacele yapılacak değerlendirmelerin siyaseten yanlış noktalara sürüklemesi işten bile değil. Öncelikle bu değerlendirme sürecinin ilk sırasına Amerikancı cemaat darbesinin karşısında tereddütsüz yer alınması gerektiğini yazmalıyız. Ancak darbe karşıtlığı üzerinden AKP rejiminin meşrulaştırılmasına ve AKP’nin aklanmasına yol açacak adımlardan ise uzak durmak devrimci siyasetin önemli turnusol kağıdı olarak görülmelidir. 

AKP eliyle kurulan gerici rejimin ittifak yaptığı aktörler tam olarak ortaya konulmalıdır. Emperyalist merkezlere dayanan bir proje olarak, liberalizm destekli AKP-Cemaat ortak yapımı bir karşı devrim süreci ya da başka deyişle yeni bir gerici rejim ile karşı karşıya kaldığımız herkesin ortak olduğu bir nokta. Bu rejimin iktidarı olmak için ve emperyalist merkezlerin çıkarları doğrultusunda girişilen Cemaat Darbesi, bugün ülkemizde büyük bir kırılmayı da gündeme getirecektir. Ancak öncelikle bu ortaklığa işaret edilmeli, Cemaat’in bizzat emperyalizm ve AKP tarafından bugünlere getirildiği, darbe ile sonuçlanan bu sürece gelinmesinde AKP’nin verdiği desteğin ve işbirliğinin de görülmesi gerektiği mutlaka ortaya konulmalıdır. Bu gerçek her fırsatta dile getirilmelidir.

Bunun yanı sıra bu darbe girişimi sonrası ortaya çıkan tablo net olarak okunmalıdır. Hem Cemaat Darbesi’nin yaptıkları ortadadır hem de  AKP destekçisi gerici paramiliter unsurların yaptıkları… 

AKP iktidarı sürmektedir. Erdoğan bir demokrasi kahramanı haline getirilmiş, AKP demokrat bir parti gibi sunulmuş, kısacası kendisini aklayacağı bir pozisyona ulaşmıştır. Ancak darbe girişimi kadar dünden bugüne AKP’nin temel nitelikleri de aynı şekilde değerlendirilmelidir. Kaldı ki, AKP’nin temel niteliklerinde herhangi bir değişiklik yoktur.

AKP demokrasi kavramına sarılarak kendi iktidarını korumak derdindedir. Bugün AKP iktidarı, aynı zamanda, mevcut gerici düzenin sürmesinden başka bir anlama gelmemektedir. CHP ve MHP’nin darbe karşıtı tutumu anti-emperyalist ve gericilik karşıtı bir tutum değildir, söz konusu düzen olduğunda düzenin bekası üzerine kurulan bir refleksten ötesi hiç değildir. 

Düzen partilerinden başka ne beklenebilir ki? 

Darbe gerçeği, burjuva düzenin bütün unsurlarına büyük korku salmıştır. Geçmiş kavgalar unutulmuş, AKP, CHP ve MHP bu lanet düzenin, burjuva diktatörlüğünün bekası için yan yana gelmekten çekinmemişlerdir. Tam da bu yüzden darbe-demokrasi üzerine bir karşıtlık oluşturmuşlardır. Kimse darbe-emperyalizm-gericilik denklemi üzerine ortaya konacak bir fikri zemini sunmak bile istememiştir. Çünkü bunlar düzen partileridir.

24 Temmuz’da  CHP tarafından düzenlenen mitinge bu açıdan farklı anlamlar asla yüklenmemelidir. Bu miting, AKP’nin iktidarda kalma politikasıyla çelişmediği gibi yıkılan burjuva devlet aygıtının ve gerici sermaye düzeninin paralize olan yapısını onarmak ve “normalleşme” için yapılmıştır. Ne AKP karşıtlığı, ne şeriat karşıtlığı, ne de emperyalizm karşıtlığı bu mitingin merkezi konusu olmamıştır. Bu mitingin yapılmasının temel sebebi son kertede “darbeye hayır” demek ve önümüzdeki dönem, büyük sarsıntı geçiren, “düzenin” yeniden yapılanmasında CHP’nin yerinin yapılmasıdır. Mitinge farklı saiklerle katılan kitlelerin talepleri ile mitingin asıl hedefi arasında ciddi bir açı vardır ve ülkemizin ilerici yürüyüşünde bu açının not edilmesi önemlidir. Tam da bu yüzden, Amerikancı darbe girişiminden ve AKP’nin iktidarını koruyarak bu şoklardan çıkmasından dolayı umutsuzluk üretmek doğru olmayacaktır. Tersine ülkemiz bu karanlıktan çıkılmasını sağlayabilecek toplumsal dinamiklere fazlasıyla sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir. 

Bu miting düzen karşıtı değildir. Kaç AKP’linin katıldığından daha önemlisi, bugün AKP’nin yaptığı mitinglerin yanına CHP tarafından düzenlenen aynı siyasi role sahip bir kitle gösterisinin eklenmesidir. Bu miting CHP’ye alan açtığı gibi, AKP’nin siyasal projeksiyonuna ve ihtiyaçlarına tam oturan bir ihtiyaca da karşılık gelmiştir. Hem AKP hem de CHP iki düzen partisi olarak rollerini oynamışlardır. Mitinge bundan daha öte bir anlam yüklenmesi büyük yanlıştır.

AKP’li bakanların mitinge katılacaklarının açıklaması, AKP belediye başkanlarının mitinge katılması, AKP’li belediye tarafından ücretsiz ulaşım sağlanması, OHAL koşullarında Taksim gibi yasaklı bir alanda CHP’ye resmi miting yaptırılması; AKP’nin bu mitinge yaklaşımını gösteren küçük noktalar olarak not edilmelidir. 

Siyaseten bu miting AKP’nin kolundan tutmak anlamına da gelmiştir. Ancak bundan çok daha önemlisi, mitingin sermaye düzeninin yeniden yapılanmasında göreceği roldür. Yakında bunu göreceğiz. 

Bu miting, CHP’ye alan açtığı gibi AKP’ye nefestir. Ne yazık ki, Türkiye’de bazı sol hareketler, siyasal bir yaklaşım geliştirmek yerine sokaklardaki AKP gericiliğinin baskısı üzerinden yaşadığı sıkışmayı aşmak istemiş ya da kendisini ancak bu şekilde rahatlatabileceğini düşünmüştür. Psikolojik basıncın yarattığı tepki yerine siyasal bir tepkinin örgütlenmesi gerekir ki bunun için en başta CHP tarafından açıklanan “manifesto”nun içeriği tartışma konusu yapılmalıdır. Bu metin açık ki düzenin yeniden yapılanmasına katkı sunan bir metinden daha öte bir içeriğe sahip değildir.

Ne yazık ki sosyalist hareket bu tartışmayı da yapmamaktadır. Dün CHP mitingine katılmanın başka anlamlar yüklenerek savunulması önemli bir sorundur, ancak bundan daha önemlisi, kürsüden seslenen CHP yönetiminin yarın sermaye düzenine yapacağı katkı daha fazla dert edilmelidir. O yüzden mitinge katılıma endekslenen bir tartışma değil, darbe girişimi sonrası sermaye düzeninin nereye evrileceği ve CHP’nin bu  konudaki rolü üzerine kafa yorulmalı, şimdiden bu role katkı yapacak her türlü siyasi duruştan uzak durulmalıdır. Dün demokrasi cephesi diye HDP ile davrananların, bugün CHP’nin peşinden gitmesi ise oportünist siyasetin omurgasının olmadığını bir kez daha göstermiştir. Dün HDP için çalışanların, bugün HDP’nin benzer içerikli mitingine katılmaması ise ironiktir. Siyaseten neresi “hareket yaratıyorsa” oraya kayan bir siyaset tarzı yerine sosyalist hareketin kendisini bir aktör olarak devreye sokacağı perspektif arayışı bizim asıl gündemimizdir. 

“Meydanları şeriatçılara bırakmadık” boş laftır. Mesele tek başına sokaklarda gericilerin bulunması değil, iktidarda gericiliğin bulunmasıdır. Bu şekilde gericiliğin geriletildiğini düşünmek tam bir hayaldir çünkü gerici rejimin varlığını koruyacağı, AKP’nin de gücünü artırarak bu süreçten çıkabilme olasılığı kimse için sürpriz olmamalıdır. İşte bu yüzden CHP tarafından gerçekleştirilen mitinge katılan kitlelerin laiklik hassasiyeti ile bu darbe girişiminden sonra düzenin yeniden tesisi arasında gereken uyum bu mitingle sağlanmaya çalışılmıştır. 

Kaç aydır düzen güçlerinin kendi iç mücadelesinin nereye varacağını yazıp durduk. Bütün gelişmeler bir kez daha düzenin yerleşme ve mutabakat arayışına denk gelen bir olasılığı barındırdığını ifade etmek gerekir. İslamcı faşist diktatörlük gibi propaganda değeri dışında bilimsel olarak beslenmeyen tezlerin de akıbetini yakında görmüş olacağız. Ne yazık ki Türkiye sosyalist hareketinin bir kısmı düzen siyasetinin savurduğu rüzgarlarla bir o yana bir bu yana sallanmaktan kurtulamıyor. 

Düzenin meşrulaştırılmasına ya da yeniden kurulmasına devrimcilerin katkısı olamaz. İkinci Cumhuriyet rejiminin eksen değiştireceğini düşünenler yanılacaktır. Düzenin restorasyonu ile eksen değişimi arasında büyük fark olduğu sanırız herkes için açıktır.

Türkiye devrimci hareketi, düzen karşıtıdır. Bu karşıtlığın yitirildiği her dönemde düzen içi bir çizgiye çekilip “demokrat olmak” gibi bir kimlikten öteye geçilemiyor. Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi kendi yolunu açmak zorundadır. Bunun için düzen siyasetine mahkum olmadan yeni bir yolun açılması artık zorunluluktur. Bugün devrimci bir odağın yaratılması ve bağımsız sosyalist bir seçeneğin ortaya çıkartılması ülkemiz emekçilerinin kurtuluşu açısından önemli bir ihtiyaç olarak görülmelidir.

Yukarı