3,5 ay önce 31 Mart’ta Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adına medyada yer alan ve tartışma konusu olan darbe iddialarıyla ilgili açıklama yapıldı. 3,5 ay sonra 15 Temmuz’da “emir-komuta hiyerarşisi dışı” bir darbe girişimi yaşandı.

O açıklamada, TSK, “Milletinin engin sevgi ve güveninden güç alan, demokrasiye bağlılığını her ortamda dile getiren Türk Silahlı Kuvvetlerinde idari ve adli mekanizmalar sürekli ve etkin olarak çalıştırılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasa dışı, emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşum ve/veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir.” diyordu.

31 Mart 2016’dan 15 Temmuz 2016’ya gelinen süreçte tartışılan, konuşulan, TSK’nin en yüksek ağızdan açıklama yapma gereği duyduğu darbe söylentilerine rağmen 3,5 ay sonra bir darbe girişiminin yaşanması nasıl açıklanabilir?

Darbe gündemde miydi?

Haziran seçimlerinden sonra AKP’nin iktidarının sallandığını düşünerek “Çözüm Süreci”nde yeniden çatışmalı bir süreci başlatması ile AKP ve Devlet, özellikle de TSK arasında yeni bir anlaşamanın olduğu çok yazılıp çizildi.

TSK’nin yıllardır bünyesindeki “irticai faaliyetlere” karşı hassasiyeti bilindiği gibi Kürt sorununda yaklaşımı da biliniyordu. AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni dönemde “terörle mücadele”yi gündemin üst sıralarına taşıması sonrasında “Paralel Devlet Yapılanması”na ve PKK’ye karşı silahlı mücadeleyi yükseltmesi ve ordunun Türkiye siyasetinde yeniden etkin bir konuma yükselmesi karşısında ne gerekçe sunulursa sunulsun kısa dönemde bir darbe yaşanması mümkün görünmüyordu.

Öyleyse ne değişti? Son 3,5 aydır da Gülenci askerlerin tam listesinin çıkartılması için uğraş verilirken darbe planlarının farkına varılmadı mı?

Gülencilere gelen tasfiye

Farkına varılmadığı, bilgi sahibi olunmadığı düşünülemez. Ancak engellemek konusunda eksiklik olduğu açık. Bu 3,5 ayda yaşanan en önemli değişikliğin Gülencilerin ordudan tasfiyesinin hızlanması ve mutlaklaşması olduğu görülüyor.

Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla birlikte İzmir merkezli olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na düzenlenen “askeri casusluk” operasyonlarının Gülencilere karşı başlayan müdahale sonrasında birkaç hafta önce 2 amiralin de dahil olduğu 9 üst düzey subayın tutuklandığı bir operasyona dönüştüğünü not edelim.

Yaklaşan 30 Ağustos Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısını da bunun üzerine ekleyelim.

Bu iki “operasyon” arasında sıkışan Gülencilerin tasfiyeye karşı daha önce polis ve yargıdaki kadrolarının yapmadığı şekilde “çatışma” yolunu seçtiği anlaşılıyor. Bu çerçeveden bakıldığında, 30 Ağustos sonrasını yaşamadan bir fırsatı değerlendirmeye çalışan İslamcı ve Amerikancı askerlerin bu kalkışma denemesinin ise esas olarak bir kaç ay öncesinde başlayan darbe dedikoduları ve analizleri ile ilişkisinin pek az olduğu ancak 31 Mart’taki açıklamanın çerçevesinde değerlendirilebileceği görülüyor.

Bu darbe girişiminin ayrıntıları ortaya çıktıkça önümüzdeki günlerde yaşanabilecekler için de daha fazla şey söylenebilecektir.