“Doğrusu, kimlik siyasetlerinin öne çıkması, dünya çapında bir gelişme idi, ama maalesef yine dünya çapında, “farklılıkların zenginliği” çizgisinden ziyade çatışmacı- gerilimli bir siyaset atmosferine evrildi. Müslüman ülkelerde, katı laiklik anlayışına karşı, muhafazakâr demokratlık umudu da fos çıktı. Bu koşullar altında, yeniden toplumsal barış tesisi, farklılıklara saygı ve demokratik asgari mutabakat siyaset için yegâne kurtarıcı yol olarak görünüyor.”

Yukarıdaki alıntı Nuray Mert’in Cumhuriyet Gazetesindeki 20 Haziran tarihli köşe yazısından. Son paragraf ve belki de artık bizlere sıkıcı gelen liberal palavraların hepsini okumanıza gerek bırakmayacak kadar anlaşılır. Günah çıkardığını sanıyorsanız sonuna kadar yanılıyorsunuz!

Artık tanımlarken sol-liberali kullanmayacağız, sağolsunlar solu kaldırdılar. Bizim çabamıza gerek kalmadı. AK Parti yerine AKP yazamayacak kadar solsuz, ancak yazdığı gazetenin yeni misyonunun hakkını verecek kadar cüretkar.

AKP ideolojik bir parti ve bunu hiç gizlemiyor. ‘İhvancı’ ve İslami ideolojiye dayanıyor. İktidara geldiği günden bugüne emperyalizmin desteği, sermayenin iteklemesi ile gerici bir rejimi ilmek ilmek dokuyor. Gücü biraz da değil, fazlasıyla yanına çektiği, etkilediği liberallerden geliyor.

Peki bu liberal yazarlar neyi gizliyor? Kullanılan kavram setine yakından bakılırsa aslında artık hiçbir şeyi gizleyemiyorlar. Bizim cenahtan konuşup, karşı-devrime hizmet ediyorlar.

Kimlik siyaseti çok açık 90’larda sosyalizmin geri çekilmesi sonrası sol ve işçi sınıfı hareketinin içerisine bir kama gibi sokuldu. Kimlik; ister alt kimlik ister üst kimlik şeklinde tarif edilsin temelde iki olguya dayanıyor: Etnik ve dini kimlik.

Sonuçlarını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Yugoslavya’dan emperyalizme bağımlı 7 devlet daha çıkardılar. Yine emperyalizm Ortadoğu’yu enerji kaynakları için işgal ederken etnik ve dini çatışmaları yarattı ve kullandı.

‘Katı laiklik’ tanımlamasındaki sorunları bir tarafa bırakırsak bizim ülkemizde hiçbir zaman ‘katı laiklik’ anlayışı uygulanmadı, Türkiye burjuvazisi laikliği kemirdi; bugün imam-hatipleri savunmak ana muhalefet partisi CHP’ye kaldı.Özgürlükçü laiklik, laikçi özgürlük tanımlamaları sola bulaşan virüsün adları oldu.

Üstelik ‘kimlik siyaseti’ yazı da durduğu gibi durmuyor, toplumsal yaşamı sarıp sarmalıyor. Ortaya Ensarları-çocuk tecavüzlerini, kadın düşmanlığını ve sömürünün kutsallaştırılmasını çıkarıyor.

Yazarımız belli ki AKP’ye bir şans daha vermek istiyor. AKP’nin yıktığı cumhuriyet rejimini ‘devrim’ olarak selamlayanlar devrimin yarıda kalmasını istemiyor. Şu Tayyip bir gitse devrimler durmaz sürer şiarı ile mücadele ediyorlar.

Demokrat değiliz, muhafazakar-demokrat hiç olmadık. Burjuvazinin bu kavramı kendi gerici ve sömürücü iktidarını tüm toplumun iktidarı olarak sunmak için nasıl ustalıkla savunduğunu gayet iyi biliriz. Niteliksiz demokrasi sermayenin diktatörlüğünden başka bir şey değildir ve ‘demokrasi cephenizde’ yer almayacağız. Sol bir cephe kuracağız.

Tayyipe karşı bir başka etkisiz imza kampanyasına imza vermek de sizi bu aymazlıktan kurtaramayacak. İçeriği-niteliği yeni rejimin(siz Yeni Türkiye okuyun) oturma çabasına destek olan hiçbir kampanya Tayyipi deviremez.

Bölgemizde, Kürt sorununda emperyalizm gerçeğini, sömürü gerçeğini gizlemeye çalışsanız da gericilik her yanınızdan sızacak ve sizi de sarıp sarmalayacak. Tayyipi AKP’den, sermayeden, emperyalizmden koparıp karşınıza alma çabanız en hafif tabirle oyun oynamaktır.

Biz bu oyunu bozarız. Kavramları iğdiş etmenizden, bölge halklarına kölelik ve ölüm getiren emperyalizmi aklamanızdan, sürekli olarak sıkıştığı her dönem AKP zihniyetini kurtarmanızdan bıktık, usandık. Artık halkımızın ve solun aklı ile dalga geçmenize izin vermeyeceğiz. Laikliğin, eşitliğin ve bağımsızlığın cumhuriyetini kurmak için daha fazla çalışacağız. Fikrilerinizin tarihin çöplüğünde yeri hazırdır.