Fırat Devrim

Gezi’nin, nam-ı diğer Haziran Direnişi’nin üzerinden 3 yıl geçti. 3 yıl önce bugün, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin hemen her yerinde milyonlarca insan sokaklara döküldü, aylarca direndi, mücadele etti, AKP diktatörlüğünü yıkmak için canını hiçe saydı. Haziran’da ayaklananlar AKP’yi deviremedi, ama AKP de Haziran direnişçilerini, biz “çapulcuları” yenemedi. Ve şimdi hava yine puslu, hava yine kurşun gibi ağır, hava yeni Haziran’lara gebe. Tükiye tarihinin en büyük direnişi geride kalmışken tarih bizi bir kez daha “ne yapmalı” sorusuyla başbaşa bırakıyor. Soru da aynı, cevap da. Ama zor olan verilecek cevabın altını doldurmakta.

Haziran’ın üstünden 3 koca yıl geçti, neler yaşanmadı ki bu 3 yılda. Bu 3 yıl içinde Soma’da 1 günde 301 madenci siyasi iktidar ve sermaye tarafından katledildi, vatan-millet-sakarya edebiyatı yapan faşistler Özgecan’ımıza kıydı, Ali’miz, Abdocan’ımız, Ethem’imiz, Berkin’imiz ve daha nicelerimiz bu uğurda canımızı verdik, kanımızı akıttık. Bu taraftan bakarsak bardağın yarısı boş. Ama 3 yıl içinde bu halk AKP’ye boyun eğmedi, her fırsatta mücadeleye atıldı. Soma’lar bir kez daha yaşanmasın, Özgecan’lar katledilmesin, yeni Ensar’lar yaşanmasın diye. Metal işçileri Haziran Direnişi’nin açtığı yoldan ilerlediler ve işbirlikçi sarı sendika Türk-Metal ve patron-sermaye iktidarı ittifakına karşı ayaklandılar, sınıfı, işçi sınıfının birlik olunca neler yapabileceğini, üretimden gelen gücün ne demek olduğunu hatırlattılar. Korkak sendikacıları bir kenara atıp tereddüt etmeden indirdiler şalterleri, çıkmadılar fabrikalarından haklarını alana dek.

Bütün bunlar olurken eğri oturup doğru konuşmak gerekirse sol, daha açık konuşalım, sosyalist sol fırsat üstüne fırsat kaçırdı, var olan örgütlü gücünün dahi gerisine düştü, siyasi aklını koruyamadığı gibi yüzünü sola dönen yüzbinlere, milyonlara akıl olamadı, yol gösteremedi. Solumuzun bir kesimi sokağa çıkan milyonlardan korkup kabuğuna çekilirken, bir diğer kesimiyse bu milyonları devrimcileştirmek yerine düzeniçileştirdi, kötürümleştirdi. Örneğin Haziran Direnişi’nin üzerinden 1,5 yıl sonra kurulmasına rağmen ilerici halktan çok büyük ilgi ve destek gören Birleşik Haziran Hareketi bir siyasi alternatif, sosyalist bir alternatif, Haziran meclisleri Türkiye’nin sovyetleri olmadı, olamadı. Yaşananların muhasebesi uzun uzadıya yapılabilir, ama tarihin tekerleği dönmeye devam ediyor. Burjuvazi saldırmaya, AKP kurduğu 2. sermaye diktatörlüğünü perçinlemeye, sağlamlaştırmaya ara vermiyor. Bu nedenle yaşananların muhasebesini yaparken ahlanıp vahlanmak, oturup dövünmek yerine gözümüzü ileri dikmemiz, yaşananlardan gerekli dersleri çıkarıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor.

Kapitalizm her zaman krizler üreten bir sistem. Bunu biliyoruz. Güncel örneği Fransa. Bugün ülkemizde de AKP, kapitalistlere yeni kaynaklar yaratmak için kiralık işçilik, kıdem tazminatının fona devredilmesi, iş güvencesinin ortadan kaldırılması gibi saldırılarını yoğunlaştırırken, öte yandan emekçi halkı örgütsüzleştirmek, cahil bırakmak, dinci gericilikle “ehlileştirmek” için de elinden geleni yapıyor. İşsizlik ve yoksulluk artarken AKP sermaye için yeni yollar, yeni havalimanları inşa ediyor, üreten değil, tüketen bir sömürü sistemi oluşturuyor. Emekçileri hem dinci gericilikle, hem de borçlandırarak esir almaya çalışıyor. Bu ise böyle gitmez, gitmeyecek. Yeni bir öfke birikiminin emarelerini her yerde görüyoruz. Türkiye’de 1. cumhuriyet yıkılmış olabilir ama 2. cumhuriyet patlamaya hazır bir bomba gibi kurulmuş bekliyor. Yaptıkları her şey o bombayı daha kararsız hale getiriyor üstelik.

Bu durumda yapılması gereken tek bir şey var, bu bomba patladığında ne yapılacağı. Şapkayı önümüze koyalım; Haziran Direnişi’nde hiçbir sosyalist parti bu kendiliğinden direnişi bir devrimci ayaklanmaya çeviremedi. Gezi Parkı’nın alınmasıyla birlikte oluşan rehavetin etkisiyle direniş önce ivmesini kaybetti, ardından da yavaş yavaş sönümlendi. Direnişin sönümlenmesinde elbette çok fazla faktör rol oynadı. Ancak bunlardan bize düşen en büyük ders bu direnişin merkezi bir şekilde koordine edileceği bir örgütlenmenin olmayışıdır. Birleşik Haziran Hareketi de bunu sağlayamadığı ölçüde bir alternatif olmaktan uzaklaşmıştır.

Sosyalistlerin sosyal demokratlar ve radikal demokratlarla birliği tezleri sosyalist iktidar mücadelesini geri düşürmekten, sosyalist güçlerin varolan örgütlü güçlerini dahi geri çekmekten, AKP’nin ülkeyi daha büyük felaketlere sürüklemesine alan açmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bir kesim ısrarla ve akıllanmayarak bunda ısrar ederek kendi sonunu hazırladığını fark etmemektedir. Sosyalistlerin kendi arasındaki birlik arayışları ise üzerinde ortaklaşılacak bir siyasi hat olamaması nedeniyle şu an mümkün gözükmemektedir. Radikal ve sosyal demokratların arasında köprü olmayı öneren bir “sosyalizm” anlayışı ile işçi sınıfının iktidarını isteyen bir “sosyalizm” anlayışı birbiriyle uzlaşamaz. Böyle bir uzlaşma ikincisinin aleyhine olur ancak. Bugün bu nedenle işçi sınıfının, emekçi halkın, ilerici gençliğin, öncü partisine, gelecekteki ayaklanmalara hem liderlik edecek, hem de bu ayaklanmaları siyasi iktidarı ele geçirmeye odaklayacak bir devrimci partiye eskisinden de fazla ihtiyacımız var.

TKP’miz daha önce onbinlere, yüzbinlere hitap ettiyse, şimdi milyonlara, on milyonlara hitap etmeliyiz. En başta, AKP’den kurtulmak isteyen, çözümün ise MHP, CHP ya da HDP’yle ya da bir x düzen partisiyle değil, bir devrimle gerçekleşeceğine inananları örgütlemeye ihtiyacımız var. Bıçak kemiğe dayanmış insanları örgütlemekten başlamalıyız. Aylardır maaşlarını alamayan, aldığı asgari ücretle geçinemeyen ve mücadele ederek kazanan inşaat işçilerinin, sarı sendika istemeyen ve üretimden gelen güçlerini kullanan metal işçilerinin, onlarca yıl okuyup üç kuruş maaşa çalışmak zorunda bırakılan ve buna razı gelmeyen plaza ve avm işçilerinin, geleceğin işçisi olacak öğrencilerin mücadelesine omuz vermeye, onların içinden öncü işçileri örgütlemeye, işçi sınıfının siyasetini her tarafa taşımaya ihtiyacımız var. Sayısı milyonları bulan genç işsizleri örgütlemeye ihtiyacımız var. Çocuğunun nasıl bir eğitim alacağından kaygı duyan laik halkın arayışına omuz vermemiz, onları örgütlememiz gerekiyor.

Kolay ya da kestirme yol yok. Yol uzun, yol çetin. Ama yeni Haziran’lara hazırlanmanın ve bu savaşı kazanmanın tek bir yolu var;

Var mısınız?