Üniversitelerde türban tartışmasının yine gündemde olduğu bir dönemdi. Ülkü Ocakları’nın bir afişinde geçiyordu: “Ne kamusal alanı ulan, Allah her yerde!” O zamanlar bolca tartışılan kamusal-özel alan gündeminden bağımsız olarak bu yaklaşımın bugün mantıki sonuçlarına doğru ulaştığını görmek zor değildir.

Laiklik tartışmasında biraz daha geriye gidelim. Cumhuriyet’in ilanı ile beraber laiklik ilkesi ve bununla uyumlu adımların atıldığı yıllar tartışılabilir, eleştirilebilir. Hilafetten büyük bir kopuşla gerçekleşen Cumhuriyet’in ilanının toplumsal alandaki kazanımlarının oldukça sınırlı ve biçimsel kaldığı söylenebilir. Ama Cumhuriyet tarihi boyunca en büyük kırılmanın çok partili hayata geçiş ile beraber CHP eliyle gerçekleştirildiği hatırlanmalıdır. 1947 yılında CHP Kurultayı’nda partinin laiklik tanımı gözden geçirilmiş, bu kapsamda imam hatip okullarının açılması, üniversitelerde ilahiyat fakültesi kurulması, ilkokullarda seçmeli din dersinin müfredata sokulması, türbelerin yeniden açılması vb. adımlar gündeme gelmiştir. Bu durumun elbette toplumsal alanda ilerici kazanımların karşılığının çok sınırlı olması ve bu gerçeğin hesaba katılması sonucu ortaya çıkan çok partili hayatın “oy” kaygısı ile doğrudan ilgisi vardır. Ama bu geri adımlar, CHP’nin önünü açmamış; 1950’ler Demokrat Partili yıllar olmuştu. Sözkonusu trajedinin CHP tarihi ile özdeşleştiğini de bir parantez açarak ifade etmek de fayda var. Türkiye’de solun ve en genel anlamıyla ilerici hareketlerin toplumsal tabanında CHP’ye yönelik ilerici beklentiler her daim suya düşmüştür. Bu süreç, CHP’nin gericilikten beslenen toplumsal kesimlerden bir beklenti ile siyasi çizgisini belirlemesi ve bu partinin beklentilerinin de suya düşmesi ile paralel gerçekleşmesi, tarihin bir cilvesidir.

Laiklik tartışması açısından bir diğer önemli nokta da, konunun bir kemalizm eleştirisi olarak ele alınmasıdır. Bu tartışmanın içinde Cumhuriyet’in ulusal politikası nedeniyle Kürtlerin yaşadığı sıkıntılardan hareketle eleştirel konum alanlardan tutun da liberal veya demokrat kesimlerin her boydan ve soydan türevi yer almaktadır. Bütün bu kesimlerin birbirini etkilediği, hepsinin toptan sol hareketleri değişik şekillerde etkilediği de bir kenara not edilmelidir. Burada doğru bir mercekle bakılması gereken nokta ise, 1923 yılında Türkiye’de ilan edilen Cumhuriyet’in eksikli veya yanlış olduğu politikalardan hareketle, ilericiliğin kimliğine yazılmış pek çok ilkenin, laiklik tartışmasında olduğu gibi, “kemalist rejimin dayatması” toptancı yaklaşımı ile değersizleştirilmeye çalışılmasıdır. 80’li yıllarda liberal rüzgarların ülkemizde ve dünyada esmeye başladığı dönemde islamcı hareketlerin de “özgürlükçülük” şemsiyesi altına toplanmaya çalışıldığı, bu tartışmaların bir uzantısı olarak türbanın “kadınların özgürlük mücadelesi” eksenine yerleştirildiği, gericiliğin buralardan meşruiyet kazandığı hatırlanmalıdır. Sonuç ise apaçık ortadadır. Özgürlükçülük taşları ile döşenen bu yol, bugün ülkeyi “Ne laikliği ulan!” noktasına taşımıştır.  Bu hafıza tazeleme, Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın sözleri üzerine başlayan tartışmaya “özgürlükçü laiklik” tanımlaması ile katılan HDP Eş Genel Başkanı Fiğen Yüksekdağ’ın, seçim döneminde HDP’nin seçim vaatlerine de yakıştırılan bu kavramın, öncüllerini anlamamıza sanırım yardımcı olmuştur.

Bugün yürüyen tartışma adlı adınca ilericilik ve gericilik arasındadır. Bu tartışmaya amayla, fakatla, içeriğini boşaltmaya neden olacak yan kavramlarla yaklaşmak ilericilik mücadelesine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Türkiye’de sosyalist hareket kendini ilericilik mücadelesine göre kurmalıdır. Ama öyle sadece bugünün dar perspektifinden bakarak değil, her daim tutarlı bir bakış açısı ile hareket etmek bir zorunluluktur. Laiklik de özgürlük de eşitlik kadar bugün sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı amasız fakatsız isteyenlerin hülyasıdır. Bu kavramların birbirine çelme takmak için değil, birbirlerine güç vermeleri için yerli yerine oturtulması zorunludur. Bu nedenle laiklik ama hangi laiklik, ne kadar laiklik, hangi sırada laiklik tartışması reddedilmeli, aydınlık yarınlar için ikirciksiz bir mücadele yürütülmelidir.