Cumhuriyet gazetesi bir kez daha AKP içindeki çatışmalara oynamaya karar vermiş gözüküyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve perde arkasında sırasını bekleyen Abdullah Gül ve çevresi arasındaki farklı yönleri işaret eder gözüken açıklamalardan hala medet ummaya hala meraklı olunması dikkat çekiyor.

Cumhuriyet gazetesinin “Zirvede restleşme” başlığıyla verdiği haberde  Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu’nun açıklamaları arasındaki farklar üzerinde durulurken diğer yandan da Abdullah Gül ile Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in başını çektiği ekibin söyledikleri kıyaslanıyor.

Öte yandan, başka bazı haberlerle birlikte değerlendirildiğinde mikrofonlar önündeki Erdoğan-Davutoğlu karşıtlığının pek de göründüğü gibi olmadığı anlaşılırken 3 kötü arasında “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” anlayışının da sonunun ne zaman geleceği merakı uyanıyor. Nitekim sabah yapılan haber öğlen AKP Grup Toplantısı’nda Davutoğlu’nun kendisini düzeltmesiyle de topal kalmış oldu.

Cumhuriyet’in “restleşme” seceresi

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “PKK 2013 Mayısı’na dönerse Çözüm Süreci devam eder” açıklamasına karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’den Türkiye’ye gelir gelmez, “Artık geçti, duramayız. Şimdi işi bitireceğiz, her şeyi bağlayacağız. Ortada müzakere edecek de görüşecek de bir konu yoktur. Artık 3. bir yol kalmamıştır. Neyi deneyeceğiz daha” ifadelerini kullanmıştı.

Yine Erdoğan’ın gerek Barış İçin Akademisyenler bildirisi nedeniyle akademisyenlere ve Can Dündar ve Erdem Gül kararı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne tepki gösterirken Ahmet Davutoğlu’nun tutuklanan akademisyenler için Boğaziçi Üniversitesi Rektörü ile görüşmesi ve Dündar ile Gül’ün tutuksuz yargılanmasını istemesi de “zirvedeki restleşmelere” son örnekler olarak sunuluyor.

ABD’de ziyaretinde Türkiye’nin tezi: PYD’den vazgeçin IŞİD’e karşı savaşalım, çözüm sürecine geri dönelim

Hürriyet gazetesinden Verda Özer’in “ABD gezisinin bilinmeyenleri” başlığıyla yazdığı yazıda verdiği bilgiler ise Erdoğan ile Davutoğlu arasında bir uyumsuzluğun mu yoksa AKP’nin içeride ve dışarıda farklı şeyler söylemeyi tercih eden ikiyüzlülüğünün mü olduğu sorusunun cevabını merak ettiriyor.

Özer yazısında, bu ziyarette Ankara’nın Washington’a “Gelin PYD’den vazgeçin. Onlar yerine biz, desteklediğimiz Arap ve Türkmen gruplarla birlikte IŞİD’e karşı karada savaşalım.” önerisinde bulunduğunu söylüyor. Bunun için tek istek ise Rusya tehdidine karşı ABD’nin havadan destek vermesi.

Özer, ABD’nin bu teklife, mealen “PYD’den vazgeçmem” diye karşılık verdiğini ve bunun arkasındaki nedenlerin Obama’nın Kasım’daki başkanlık seçimi öncesi gider ayak Suriye stratejisini değiştirmek istememesi ve Türkiye’nin Irak ve Suriye’de kalıcı ve etkili olmasına da onay vermemesi olduğunu yazıyor.

Erdoğan’ın uçuşa yasaklı bölge ve güvenli bölge önerileri de bu nedenlerle kabul edilmiyor diyen Özer’in bir iddiası da Washington’ın “çözüm sürecine geri dönün” telkinlerine karşılık, Erdoğan “zaten çözüm sürecini bitirmedim, süreç buzdolabında” vurgusu yapması. Bu konuda da Erdoğan’ın çözüm süreci ile Suriye Kürtleri arasındaki bağı ileri sürdüğü söyleniyor.

Tüm bu çerçeveden ortaya çıkan ise Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle birlikte neredeyse bütün güney sınırının Kürtlerle komşu olması karşısında kendisini tehdit altında hissetmesiyle oluşturulan “devlet politikası”.

Uyumsuzluk mu ikiyüzlülük mü?

Şimdi bu soruya cevap verilebilir.

Erdoğan dışarıda daha ılımlı konuşmak zorunda hissetse de içerideki savaşın Suriye’ye dönük olduğunda artık bir tartışma kalmamış görünüyor. Buna rağmen Davutoğlu’nun sözlerinin ise biraz “erken öten horoz” olmayla biraz da “dışarıdan” olmasıyla açıklanabileceği söylenebilir.

Erdoğan ipleri elinde tutabildiği ölçüde politika değişikliği yapabileceğinden emin. Davutoğlu ise belki biraz daha “ılımlı” gitmekten yana. Ama günün sonunda bu farklılıkların büyük bir çatırdamaya gittiğine dair bugün için söylenebilecek çok şey yok.

Pusuda bekleyenler

Öte yanda ise Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in başını çektiği AKP “muhalefeti” var.

Cumhuriyet gazetesi, Arınç’ın “Sorumluluk mevkiinde olanlar, taziye yayımlamak yerine, kanı durduracak adım atmalılar” sözleri ile Hüseyin Çelik’in “Galiba bize nazar değdi. Şimdi, Amerika bize IŞİD’den dolayı katlanıyormuş gibi görüntü verirken, AB’nin bizimle ilgili en önemli gündemi mülteciler meselesi oldu. Türk ve İslam dünyasındaki parıltımızı da büyük çapta kaybettik” diye yazmasını öne çıkarıyor.

Böylece, Erdoğan-Davutoğlu çatlağına bir kamayı da bu isimlerle sokmak derdinde olduğu anlaşılıyor. Bu isimlerin zamanında Necmettin Erbakan’a karşı muhalefeti örgütleyen isimler de olduğu düşünüldüğünde ciddiye alınmaları gerekiyor elbette. Bugün pek etkili görünmeseler de emperyalizmin alternatif arayışları içerisinde listenin üst sıralarında oldukları da kesin.

AKP’yi kim götürürse götürsün dendiğinde…

Ancak günün sonunda “Türkiye’nin derdi AKP’nin liderliğini yaptığı siyasi proje midir yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği midir” sorusuna ilkinden yana cevap veriliyorsa kötü, daha kötü ve en kötü polisin birine oynamanın doğruya çıkması mümkün değil.

Buralardan kriz çıkmaz mı sorusuna olumlu bir değerlendirme yapacak olsak da günün sonunda bugüne kadar kimsenin hamle yapmamasındaki nedenlerin de bu tür çatlaklardan medet ummanın sonuçlarına dair bize ışık tutması gerekiyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın da AKP’nin de seçimle gitmeyeceği tespitinin altında AKP’nin gerek emperyalizm gerekse Türkiye kapitalizmi açısından oynadığı rolün yattığını akıldan çıkarmamalı. Hamle yapılmamasının nedenleri arasında, bu rolü üstlenecek kimsenin olup olmadığı kadar, hamle yapılmasının sonuçlarının kontrolden çıkma ihtimalinde de yattığını söylemek gerek.

Kim götürürse götürsün ya da daha ileri gidip giderken tekme atılmazsa sonra yalnız kalınır demek esas olarak bir gün hamle yapıldığında kontrolden çıkabilecek sonuçlara gözleri kapatmak anlamına geliyor. Buna karşın hepsi bir, herkes AKP’ci diye bu çatlakları yok saydığınızda da esasında siyasete gözlerini kapatmış olabilirsiniz.

O yüzden bu çatlakları kaşırken bir yandan da Cumhuriyet gazetesi ve benzerlerinin pazarladığı alternatiflere karşı uyanık olmalı. Yoksa uyandığınızda kötü, daha kötü ve en kötüden başka seçenek kalmayabilir.

Bu hikayenin “iyi polisi” yok mu derseniz. HDP ve CHP’nin de sunulan alternatiflerden olduğunu söyleyerek herhalde bağlayabiliriz.