Kadınların Sesi

Demokratik seçim için barış çağrısı yeterli mi?

Merve Altun

110 kadın örgütünden oluşan Kadın Koalisyonu, seçimlerle ilgili yaptığı açıklamada; seçimlerin ülkede hiçbir seçim bölgesini dışarıda bırakmadan gerçekleşmesi ve güvenliğinin sağlanmasının önemine dikkat çekti. Bunun için de çatışmaların sonlanması, ablukaların kaldırılması ve müzakerelerin başlatılması gerektiğini ifade etti (http://m.bianet.org/bianet/siyaset/167712-kadin-koalisyonu-demokratik-secim-baris-ortaminda-mumkun). Öncelikli belirtmek gerekir ki, kadınlar açısından, umutla ve inatla mücadelesi verilen barış, çerçevesi aşağıda tarif edilen türden bir seçimle mümkün olmayacaktır. Demokratik seçim ise yalnızca çatışmasızlıkla da mümkün olmayacaktır.

Çeşitli çevrelerden, AKP’nin yürüttüğü savaşın sona ermesi ve seçimlerin demokratik bir ortamda yapılması çağrıları yapılıyor. Hiç kuşkusuz barış talebi ikirciksiz olarak dile getirilmeli ve tartışmasız savunulmalıdır. AKP’yle barış mümkün olmadığından, bugünkü koşullarda kastedilenin çatışmasızlık olduğu bir kenara yazılmalı. Yalnız bu durumda sormak gerekiyor; geçtiğimiz çatışmasız dönemlerde yapılan seçimler demokratik miydi yahut sadece çatışmasızlık tek başına demokratik bir seçim için gerekli ortamı sağlayabilir mi?

Burada yapılacak itirazlar arasında en şiddetli savunulanı, AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde geriletildiği tezidir. Fakat geriletilmiş bir hükümet nereden ve nasıl aldığı bir güçle ülkeyi kana bulayabilir?

20 Temmuz günü Suruç’taki patlamayla başlayan ve bir çok yurttaşımızın katledilmesiyle hala devam eden kabus, AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde talep ettiği 400 milletvekili sonucuna ulaşamayınca, iktidarını tahkim edebilmek için savaş stratejisini devreye sokmasının sonucu değil midir?

Bu kabusun gölgesinde gidilen 1 Kasım erken seçimleri, kuralların ve oyuncuların kendisi tarafından belirlendiği bir AKP oyunudur. 1 Kasım erken seçimleri bu ülkenin tüm emekçileri için barış ve savaş seçeneklerine sıkıştırılmış bir dayatmadır.

Bu dayatmanın altında ise daha önemli başka sorunlar da kendini göstermektedir. Kiminle barış ya da kiminle savaş yapılacağı sorusu önemsiz midir? AKP karşıtı mücadelenin, AKP içindeki bir kliğe, özelinde Tayyip Erdoğan’a odaklanmış olması, düzen-içi olmasının ötesinde AKP’nin temsil ettiği değerlere ve emperyalizme cepheden karşı koyamama ya da dün anlaşmalı barışınızın bugün çıkarlara uygun davranmadığınızda bir savaşa dönüşmesi  sonucunu doğurur.

Bu ikircikli duruş son tahlilde sizi AB’den medet ummaya, NATO’yu göreve çağırmaya kadar götürür. Daha düne kadar koalisyon ortağı olmakta bir sakınca görülmeyen ve hatta bu ortaklıkta inisiyatifi AKP’ye bırakmış bir tutumun hangi barışı talep ettiği çok su götürür. Emperyalizmin terör örgütü olan NATO mu bu barışı sağlar yoksa ekonomik krizi daha zayıf ülkelerin emekçilerinin sırtına yükleyen AB mi?

Tüm bu tablo ışığında tekrar sormak gerekir; demokratik seçim için barış çağrısı yeterli mi?

Elbette hayır! Bir ayağınız emperyalizmin, diğer ayağınız AKP ile işbirliği üzerindeyken yapacağınız herhangi bir seçim ne demokratik olur, ne de o seçimin demokratik bir ortamda yapılması mümkün olur.

AKP’nin temsil ettiği değerlere ve emperyalizme cepheden karşı koyamama tutumu bu noktada kadınları da Fadime Şahin ve Hüda Kaya gericiliği arasında seçim yapma noktasına sıkıştırmaktadır. Burada durmamız gereken ve mücadelesini vermemiz gereken nokta, bu ikisi arasında tercih yapmak yerine ilericiliği ve eşitliği savunmak olmalıdır.

Son tahlilde demokratik seçim için barış çağrısından ziyade barış için mücadeleye ihtiyacımızın olduğu çok net bir biçimde ortaya çıkıyor. Açık olarak görülen bir başka şey ise, gerçek bir barışa ihtiyacımız olduğudur. Bu da demokratik seçim çağrılarıyla değil, ancak gerektiğinde barış için savaş verildiğinde mümkündür. Barış için verdiğimiz savaş, sınıf savaşı, barışımız ise sosyalizmdir. Ve evet, demokratik bir seçim ancak barış ortamında mümkündür!

 

 

 

Yukarı